HZ. ALİ’NİN DEVLET YÖNETİMİ BİÇİMİ – İMAM ALİ HAMANEY
Bu yazı kez okundu.
8 Nisan 2014 13:54 tarihinde eklendi

Hz. Ali’nin devlet yönetimi biçimi

 

Hz. Ali’nin devlet anlayışının özellikleri

 

İlkin, Allah dinine tam bağımlılık ve ilahi dinin ikame edilmesi üzerinde ısrar etmek.

Bu, ilk özelliktir. Esas işi Allah dinini ikame etmek olmayan bir devlet, Hz. Ali’nin yolunu izlediğini iddia edemez. 8 yıllık mukaddes savunma yıllarında savaş meydanında olanlar benim ne demek istediğimi bilir. Her savaşçının ve her askerin tüm çabası nasıl saldıracağını ve nasıl kendisini savunacağını düşünmek olduğu bir sırada, adamın biri Hz. Ali’nin huzuruna çıkar ve tevhid ile ilgili bir soru sorar. Adam ‘Kul huvallahu ehad’ ibaresindeki ehad ne demektir ?’ der. Tabii bu soru çok temel bir soru da değildi, yani Allah’ın varlığı hakkında bir soru sormadı ve sadece ikinci planda önem arz eden bir soru sordu. Hz. Ali’nin etrafındakiler tepki gösterdiler ve ‘şimdi bu tür soruların zamanı mı ?’, diyerek adamı azarladılar. Ancak Hz. Ali şöyle karşılık verir: ‘Hayır, bırakın cevabını vereyim, zaten biz bunun için savaşıyoruz.’

Yani onun savaşı, siyaseti, cephede bulunması, çektiği acılar ve İslam devleti için seçtiği tüm yollar Allah dinini ikame etmek içindir. Bu güzel bir özelliktir. Eğer İslam nizamında ve kendisini Ali’nin izleyicisi olarak tanıtan İslam Cumhuriyeti nizamında amaç, Allah dinini ikame etmek değilse; insanlar Allah’ın dinine göre amel eder veya etmez, inansalar veya inanmasalar, ilahi hak ikame edilir veya edilmez de bizi ne ilgilendirir denirse, eğer böyle ise bu devlet, Hz. Ali’nin yolunu izleyen bir devlet olamaz.

İlahi dini ikame etmek, ilk özelliktir ve bu özellik Emir’ül Mü’minin’in hayatı ve hükümetinin tüm özelliklerinin anasıdır. Hz. Ali’nin adaleti de buradan kaynaklanır. Onun halka dayanması ve hayatında halkın haklarına riayet etmesi de buradan kaynaklanır.

Hz. Ali’nin hükümetinin ikinci özelliği adalettir, mutlak adalet. Yani o, hiç bir şahsi maslahatı ve kendi şahsı ile ilgili hiç bir siyaseti adaletten üstün tutmazdı.

Hz. Ali (S) ‘hiç bir zaferi zulmederek elde etmek istemem’ diye buyurur. Bakın bu ne parlak bir tablo ve ne yüksek bir bayraktır. Size ‘şu siyaset meydanında, şu bilimsel yarışmada, şu seçimlerde, şu savaş alanında zafer elde edebilirsiniz, ancak şu zulmü yapmanız gerekir’ denebilir. O zaman ne yaparsınız ? Hz. Ali, ‘ben, böyle bir zaferi istemiyorum’ diyor, ‘yenilsem önemi yok, ama zulmetmem’ diyor. Hz. Ali’nin adalet eksenli sözlerinin hepsi onun ne denli mutlak adalet taraftarı olduğunu gösterir. Herkese adalet ve her yerde adalet, yani iktisadi adalet, siyasi adalet, sosyal adalet, ahlaki adalet. Bunlar Hz. Ali’nin hükümetinin kriterlerindendir. O, zulümde bulunmadığı gibi, zulme de teslim olmazdı; hatta maslahatını kaybetme pahasına dahi olsa… En büyük zulümlerden biri, ayrımcılıktır; ister ahkamla ilgili ayrımcılıklar, isterse ahkamın uygulanmasındaki ayrımcılıklar olsun,fark etmez. Bunların hiç biri Hz. Ali tarafından asla kabul edilmezdi.

Emir’ül Mü’minin Ali’nin hükümetinin bir başka özelliği, takvadır.

Bakın, bunların her biri birer bayrak gibidir. Takva ne demek? Takva, insanın ferdi amellerinde hak yolundan asla sapmaması için gösterdiği özenin derecesidir. Takva budur. Yani tam olarak kendine dikkat etmek demektir. Yani paraya dokunurken dikkat etmek, insanların onuruna dikkat etmek, seçimlerinde dikkat etmek, dışlamalarda dikkat etmek, konuşurken dikkat etmek ve hakka aykırı konuşmamak, yani dikkatli olmanın derecesi demektir.

Nehcül Belaga’ya bir göz atın. İçi bu tür konularla doludur. Nehcül Belaga’yı baştan sona gözden geçirin. Bu kitap baştan sona takvaya vurgu yapar, takvaya davet eder. Takvalı olmayan insan Allah dinini ikame edemez. Kirlilik kötü bir derttir. İnsan gönlünün günaha bulaşmış olması, hakikati anlamasını engeller ve hakikati takip etmesine mani olur. Hz. Emir’ül Mü’minin hükümetinin özelliklerinden biri olan takva, halkın irade ve talebinden kaynaklanan bir özelliktir.

Hz. Ali’nin mantığında zorla halka hakim olma anlayışı yoktur. Hz. Ali kendisini haklı gördüğü halde bir kenara çekildi, ta ki halk geldi, ısrar etti, belki de ağladı, yalvardı ve ona ‘gelin işin başına geçin’ dedi işte o zaman geldi ve halkın işlerinin başına geçti. Kendisi ‘eğer halk gelmemiş olsaydı, eğer halk ısrar etmeseydi, eğer halkın talebi ciddi olmasaydı, ben bu iş için hevesli değildim’, diyor.

Gücü elinde bulundurmak ve iktidarın başına geçmek, Hz. Ali için cazip değildi. Güç ve iktidar ancak nefsani istek ve heveslerini tatmin etmek isteyenler için caziptir, Hz. Ali için değil. O, şer’i görevinin peşindeydi, hakkı ikame etme peşindeydi. İnsanlar iktidarı ona teslim etti ve o da bu iktidarı tüm gücüyle korudu.

 

(Hz. Ali’nin veladet yıldönümü münasebetiyle halk kitlelerine hitaben yaptığı konuşmadan / 21.9.2002)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv