HZ. ALİ’NİN KARŞISINA DİKİLEN ÜÇ AKIM
Bu yazı kez okundu.
8 Nisan 2014 14:01 tarihinde eklendi

Hz. Ali (S) hükümetinin karşısındaki cepheleşme

 

Hz. Ali karşısında dikilen üç akım

 

Hz. Ali’nin mazlumiyeti ile birlikte vuku bulan iktidar faaliyetlerinin sonucunu şöyle özetlemek mümkün. Bu hükümet döneminde, beş yıldan az süren Hz. Ali hükümetinde, üç akım onun karşısında yer aldı. Bunlar Kasitin, Nakisin ve Marikin akımlarıydı. Bu rivayet hem şii ve hem de sünni alimlerce Emir’ül Mü’minin Ali tarafından nakledilir:

‘Ben, Nakisin, Kasitin ve Marikin’i mahvetmekle emrolundum.’

Bu adı bizzat büyük insan koymuştur. Kasitin, yani zalimler. O, bu zümrenin adını zalim koydu. Bunlar kimlerdir? Bunlar İslam dinini zahiri ve maslahat icabı kabul edenler ve Hz. Ali’nin hükümetini temelden kabul etmeyen kimselerdi. Hz. Ali bunlara her ne yapsa fayda etmiyordu. Dolayısıyla bunlar Hz. Ali’nin yönetimini temelden kabul etmeyen ve hükümetin başka türlü olmasını ve kendi ellerinde olmasını isteyenlerdi ki daha sonra bunu gösterdiler ve İslam dünyası onların hükümetini gördü. Yani Hz. Ali döneminde bazı sahabelere hoş yüz gösteren ve sevgi gösterisinde bulunan Muaviye daha sonra kendi iktidarı döneminde çok sert bir tutum sergiledi. Ta ki sıra Yezid iktidarına ve Kerbela hadisesine geldi, daha sonra da sıra Mervan, Abdulmelik, Hüccac Bin Yusuf Sakafi ve Yusuf Bin Ömer Sakafi’ye geldi ki o hükümetin neticelerindendir. Yani öylesine hükümetler kuruldu ki tarih onların suçlarını saymaktan ürkmektedir. Hüccac hükümeti gibi hepsi Muaviye’nin temelini attığı hükümetlerdir ve böyle bir hükümeti kurmak için Hz. Ali ile savaşılmıştır. Ta baştan onların neyin peşinde oldukları belliydi, yani sırf dünyevi bir hükümet peşindeydiler. Bencilliklerini eksen alan bir hükümet, yani Emevilerin iktidarında görülen tüm şeyler. Tabii ki ben burada kesinlikle inanç ve kelam tartışması yapmıyorum. Bunlar tarihte geçen şeylerdir. Tarih de şii tarihi değildir.

Bunlar İbni Esir, İbni Kuteybe ve benzeri tarihlerdir ve metinleri bende vardır ve hepsini not aldım ve koruyorum. Bunlar kesin olan şeylerdir, burada şii sünni ihtilafı söz konusu değildir.

Hz. Ali’ye karşı savaşan ikinci cephe, nakisin idi. Nakisin, yani kıranlar. Burada biatlerini kırmak söz konusudur.

Onlar ilkin Hz. Ali ile biat ettiler, ama daha sonra biatlerini kırdılar. Bunlar müslümandı ve ilk grubun aksine Hz. Ali’ye daha yakın olanlardı. Ancak bunlar ancak hükümette önemli bir payı oldukları sürece kendilerini Hz. Ali’nin yakınları olarak görüyordu. Yani eğer onlara danışılır, onlara görev verilir, yetkiler sunulursa, ellerinde bulunan mallara dokunulmaz ve nereden getirdikleri sorulmazsa kendilerini Hz. Ali’nin yakınları olarak görmekteydiler.

Saad Bin Ebi Vakkas da baştan biat etmedi, diğer bazıları da öyle; ama Talha ve Zübeyr, sahabenin önde gelen büyükleri ve diğerleri Hz. Ali’ye biat ettiler, teslim oldular ve onu kabul ettiler. Ancak bir kaç ay geçtikten sonra baktılar ki olmuyor, bu hükümetle işleri yürümüyor. Çünkü bu hükümet dost ve ahbap tanımıyor ve kendileri için özel hak tanımıyor, kendi aileleri için imtiyazlar tanımıyor, İslam dinine daha önce girenlere hak tanımıyordu. Kaldı ki kendisi de ilk müslümanlardandı. Bu hükümet ilahi hükümleri yerine getirmekte asla ayrıcalık tanımıyordu. Bunları görenler baktılar ki olmuyor, bu adamla uzlaşılamıyor, bu yüzden ayrıldılar ve Cemel savaşını başlattılar ki gerçekten de büyük bir fitneydi. Onlar mü’minlerin annesi Ayşe’yi de kendilerine kattılar. Bir çok insan bu savaşta öldü. Tabii ki Hz. Ali zafer kazandı ve olayları aydınlattı. Bu da o büyük insanı bir süre uğraştıran ikinci cepheydi.

Üçüncü cephe Marikin cephesiydi. Marik demek, kaçan demektir. Bu kesim öylesine dinden kaçıyordu ki okun yaydan fırlayışını andırıyordu. Hani siz oku yaya yerleştirir ve atarsınız ya, o ok nasıl yaydan uzaklaşır, işte marikin de öylesine dinden kaçtılar ve uzaklaştılar. Tabii ki bunlar da zahirde dindar gözüküyor ve dinden söz ediyorlardı. Bunlar gerçekte tıpkı havaric gibiydiler. Bu kesim işin temelini yanlış ve sapık düşünce ve algılamalara dayandırmıştı ki bu da çok tehlikeli bir işti. Dolaysıyla Hz. Ali’nin karşı karşıya bulunduğu ve onlara galip geldiği üçüncü kesim, marikin idi. Hz. Ali, Nehrevan savaşında bu kesime ağır bir darbe indirdi, ama bunlar sonuçta toplum içindeydi ve sonunda da bu varlıkları o büyük insanın şehid düşmesine neden oldu.

Kimileri havarici kaba softalara benzetiyor. Hayır, mesele bağnazlık veya mukaddesat yanlısı gözükmek değildir. Mukaddesat yanlısı gözükmek isteyen bir kimse, bir köşeye çekilir ve kendi kendine namaz kılar, dua okur. Havaric bu demek değildir. Havaric, isyankar bir unsurdur, kriz yaratan bir unsurdur; ortaya çıkarak Hz. Ali ile savaşmak isteyen ve savaşan kimselerdir. Ancak işin temeli yanlıştır, yapılan savaş yanlıştır, aracı da yanlıştır, amacı da yanlıştır.

İşte Hz. Ali’nin karşı karşıya bulunduğu üç grup, bunlardı.

 

Hz. Ali ile İslam peygamberinin hükümetleri arasındaki temel farklılık, safların belli olmamasıdır.

 

Hz. Ali dönemindeki hükümetle İslam peygamberi (S) dönemindeki hükümet arasındaki esas farklılık, İslam peygamberi döneminde safların belli olmasıydı, yani iman ve küfür safları. Münafıklar ne yapacaklarını bilemiyordu, çünkü Kur’an-ı Kerim ayetleri sürekli olarak insanları bu zümreden sakındırıyordu, işaret parmağını onlara doğru uzatıyordu, mü’minleri onlara karşı güçlendiriyor ve münafıkların psikolojisini bozuyordu. Yani İslam peygamberi dönemindeki İslami nizamda her şey açıkça belliydi. Belli saflar bir birine karşı dikilmişti. Biri küfür ve cahiliyet taraftarı idi, biri de iman, İslam, tevhid ve maneviyat taraftarı idi. Tabi o dönemde de her türlü insan vardı, ancak saflar belliydi. Ancak Emir’ül Mü’minin döneminde esas sorun, safların belli olmayışıydı, çünkü sözü geçen ikinci grup, yani nakisin, toplumda saygın kişilerdi. İnsanlar Zubeyr veya Talha gibi şahsiyetler hakkında karar verme açısından kuşkuya düşüyordu. Mesela Zubeyr, İslam peygamberi döneminde seçkin şahsiyetlerden biriydi ve İslam peygamberinin yeğeni olmakla beraber kendilerine çok yakın biriydi. Zubeyr hatta İslam peygamberinden sonra da Emir’ül Mü’minin’i savunmak uğruna Sakife’ye itiraz etmişti. Evet, görüldüğü üzere herkesin şahsiyetine işin sonunda bakmak gerekir. Allah hepimizin sonunu hayır etsin. Bazen dünya malı hırsı, dünyanın çeşitli çekicilikleri öyle etkiler yapıyor ki, öylesine insanların karakterini değiştiriyor ki, sıradan insanlar bir yana, insan bazen özel kişiler karşısında bile kuşkuya kapılıyor.

Dolaysıyla o dönem gerçekten zor bir dönemdi. Emir’ül Mü’min’inin çevresinde yer alanlar ve direnip savaşanlar, çok basiretli insanlardı. Ben bir çok kez Hz. Ali’nin şu sözünü nakletmişimdir:

‘Bu bayrağı, basiret ve sabır sahiplerinden başka hiç kimse taşıyamaz.’ Yani her şeyden önce basiret gerekir. Bu tür sürtüşmelerin var olduğu bir ortamda Emir’ül Mü’minin’in nasıl büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu daha iyi anlaşılır. İslam dinine bağlı olduğunu iddia eden ve çarpık düşünceleri yüzünden Hz. Ali ile savaşan ve yanlış sözler söyleyenlere ne demeli?

Asr-ı Saadet’te de çok yanlış şeyler gündeme gelirdi, ancak Kur’an-ı Kerim ayeti nazil olur ve gündeme gelen yanlış düşünce net bir şekilde reddedilirdi, ister Mekke döneminde olsun ve isterse Medine’de. Bakın Bakara suresi Medine’de nazil olan bir suredir. Bu sureye baktığınızda genellikle İslam peygamberinin münafıklar veya yahudilerle sürtüşmesi ve konunun detayları söz konusudur. Hatta o dönemde Medine yahudilerinin İslam peygamberini psikolojik baskı altına almak için baş vurduları yöntemler bile anlatılır.

Yine Mekke’de nazil olan Araf suresi hurafe ile mücadele eden bir suredir. Burada hangi etin haram ve hangisinin helal olduğu tartışması söz konusudur ve hangisinin haram olduğu anlatılır ve Kur’an-ı Kerim burada yanlış düşüncelerle açıkça mücadele eder. Ancak Emir’ül Mü’minin döneminde muhalifler de Kur’an-ı Kerim’den yararlanırdı. Onlar da aynı Kur’ani ayetlere istinad ediyordu. Bu yüzden Hz. Ali’nin işi daha da zorlaşıyordu. Hz. Ali, hükümetini bu tür zorluklar arasında geride bıraktı.

Bu zümreye karşı bir de Hz. Ali’nin kendi cephesi vardı, çok güçlü bir cepheydi bu. Ammar, Malik Eşter, Abdullah Bin Abbas, Muhammed Bin Ebubekir, Meysem Tammar, Hücer Bin Uday gibi şahsiyetler, mümin ve basiretli şahsiyetler, bunlar halkın bilinçlenmesinde önemli rol ifa ettiler.

Hz. Ali döneminin güzel bölümlerinden biri, tabii ki harekette bu büyük insanların çabaları yüzünden güzel, ama çekilen acılar ve görülen işkenceler bakımından acı bölüm; bu cephenin Küfe ve Basra’ya doğru açılımı…

Talha ve Zubeyr ve bunlara benzer insanlar saflaşıp Basra’yı ele geçirdiklerinde İmam Ali, Hz. Hasan ve bazı sahabeyi gönderdi. Onların halkla yaptığı müzakereler, onların camide söyledikleri ve yüzleşmeler, Asr-ı Saadet’in en heyecanlı, en güzel ve en ilginç bölümlerinden biridir. Bu yüzden görürsünüz ki, Hz. Ali’nin düşmanlarının saldırılarının büyük kısmı da bu insanlara yönelikti. Malik Eşter’e karşı bir çok komplolar düzenlendi, Ammar Yaser’e karşı da öyle, Muhammed Bin Ebubekir’e karşı da öyle. Yani işin ta başında Hz. Ali meselesinde sınanmış ve ne denli güçlü imanları ve sağlam basiretleri olduğunu ispatlamış kimseler, düşmanın türlü iftiralarına uğradılar, onlara yönelik suikastler gerçekleşti ve çoğu da şehid düştü. Ammar savaşta şehid düştü, ama Muhammed Bin Ebubekir, Şam’lıların hilesi ile şehid oldu. Malik Eşter de Şam’lıların hilesi ile şehid oldu. Kimileri de sağ kurtuldu, ama daha sonraları bir nevi şehid oldular.

İşte bu, Hz. Ali’nin hayatı ve hükümetinin özetidir. Eğer söylediklerimizi şöyle bir toparlayacak olursak, bu hükümetin güçlü bir hükümet dönemi olduğu ve aynı zamanda hem mazlum ve hem de muzaffer bir hükümet olduğu söylenebilir. Yani bu hükümet kendi döneminde hem düşmanları dize getirdi, hem mazlum bir şekilde şehid düştükten sonra tarih boyunca tarihin zirvesinde bir meşale gibi yanmaya devam etti. Tabii ki bu dönemde Hz. Ali’nin çektiği acılar, tarihin en acıklı ve en trajik sayfalarını oluşturur.

 

(Tahran Cuma namazı hutbelerinden bir bölüm / 8.1.1999)

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv