“SEÇİN!” SÜRECİ BİTTİ…SANDIKTAN %100 REJİM ÇIKTI…
Bu yazı kez okundu.
8 Nisan 2014 12:19 tarihinde eklendi
Etiketler :

“Süfyani sistemin”, büyük şeytanla ortaklaşa yazıp yönettiği ve figüranlarını başrolde oynattığı “seçin” süreci en sonunda bitti. Bireylerin etki altında kalmadan bilinçle şekillenmiş kendi hür iradeleriyle oy kullandıkları “seçim”lerin aksine, her türlü manipülasyona maruz kalıp, haktan ve hakikatten uzak tutularak kendilerine sunulan hırsız, gaspçı, yalancı ve zalimlerden birini tercih etmek zorunda bırakıldığı “seçin” süreci, görünüşte iradenin yansıması maskesinin altına gizlenmiş olsa da aslında var olandan başkasına meyletme ihtimalini ortadan kaldıran ve “sadece bunlardan birini “seçin!” emir kipiyle dayatılan ve halkı kendilerinin kulu kölesi görenlerin, “benim” takısıyla halkı, işçiyi, köylüyü, memuru vb. nitelendirerek onların sahibi olduğu düşünen “süfyanilerin”, kölelerine kendi meşruiyetini ikrar ettirdiği bir süreçtir.

Kendini “elhamdülillah müslümanım” diyerek tanımlayan halkın, İslam’a ve müslümanlara düşmanlığını alenen ortaya çıkaran ve bunu yaparken de artık gizlenme gereği bile duymayan “süfyanileri” bağrına basacak aşamaya gelmesi başlı incelenmesi gereken bir araştırma konusudur ve daha önce değindiğimiz bazı psikolojik tekniklerin bu halkın üzerinde ne kadar “usta”ca uygulandığının da belirtisidir. Bu yüzden halkın bu noktaya nasıl geldiğini, bunca küfrü nasıl sahiplenecek kadar duyarsızlaştığını, mikrofon sahiplerinin her sözlerini hiç düşünmeden nasıl alkışladığını ayrı bir yazıda Allah (c.c.) nasip ederse ele alacağız. Ve orada psikoloji biliminin hakikaten nasıl etkili olduğunu bir kez daha göstereceğiz. Ama bugün asıl konumuz yaşadığımız bu süreç ve sonuçlarıdır ve bu yüzden gündemin sadece bu bölümüne işaretle yetinip buna karşı neler yapmamız gerektiğine dair kendimizce ipuçları sunacağız.

Hiçbir partinin bir diğerinden öz itibariyle zerrece farkı olmadığı, amaç, hedef, kullanılan araçlar ve kök bakımından aynı olduğu “süfyani sistemlerin” seçim diye dayattığı ve bizleri izlemeye mecbur bıraktığı film, sistemin hangi ilde halkın hangi fikre temayülü olduğunu tesbit etmesini sağlaması açısından da aslında bir nevi toplu fişleme olayıdır ve sistem hangi bölgede, hangi uşakları ile devreye girip o bölgenin halkını hangi uşaklarının peşinden sürüklemesi gerektiğini de bu sayede öğrenmiş olmaktadır. Ayrıca tüm memlekette milletin genel temayülü de böylece ortaya çıkmış olacak ve sistem bu temayülü eline geçirip halkı sistemin dışına çıkarabilecek herhangi bir “illegal” hareketten önce, kendi zulüm kanunlarının ürünü olan bir “legal” parti ile halkın sistemin dışına çıkmasını engelleyerek rejimin bekasını sağlamış olacaktır.

Seçimlerden önce danışıklı döğüşlerle şekillendirdikleri algıları, hem halkı birbirine düşman etmede “usta”ca kullanan sistemin başındaki süfyaniler, hem de bu danışıklı döğüşlerle kendilerinin her türlü fecaatini sahiplenen, gözleri ve gönülleri körelmiş bir kitle oluşturarak iktidarlarının bekasını sağlamış, ileride işleyecekleri daha büyük zulümlerin bir nevi onayını almış, hakka, halka daha fazla saldırmak için kendilerince meşru zemin hazırlamışlardır. Nitekim her seçimden sonra balkon sefası yapan mütekebbir ailenin reisi, içtiği mazlum kanlarının sarhoş edici etkisiyle daha fazla kana susadığını “Suriye ile savaş halindeyiz” diyerek belli etmiş, harama bulaştırıp öğüt alma yetilerini ortadan kaldırdığı halkın, uyuşturulmuş zihinlerine ve körelmiş basiretlerine güvenerek yeni katliamların müjdesini vermiştir.

İşin bu kısmını bir kenara bırakırsak yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi aslında sandıktan %100 rejim çıkmıştır ve hangi parti kendine sunulan zaferini ilan etmiş olursa olsun kazanan “süfyani sistem” olmuştur. Sitemizin kuruluşundan beri vermek istediğimiz mantık, sistemin bir bütün olarak küfür, nifak ve zulüm sistemi olduğu ve küfrün, nifağın ve zulmün bütününe karşı çıkmanın aslolduğudur. Bu yüzden bazı kardeşlerimizin sistemin oyunlarına kanarak sistemin içinde taraf haline gelmeleri gerçekten bizleri üzmekte ve bu durum halkın maruz kaldığı dezenformasyon ve yönlendirmelerin dozunu anlamamızı da sağlamaktadır.Zira kendilerini bilinçli ve basiretli zanneden kimi insanların basit bir oyunla bir anda saf değiştirip sistemi savunmaya başladığı, eli kalem tutan ve bizden görünenlerin habire sistemin herhangi bir uzvunu diğerine tercih etmeyi bizlere dayattığı bir ortamda, cahil bırakılmış ve Öz Muhammedi İslam’dan bihaber olarak yaşamak zorunda kalmış olan halkın meselenin özünü kavraması ve buna uygun mücadele metodu geliştirmesi elbette ki daha zordur.

Ama tüm bu zorluklar Allah(c.c.) katında mazeret olarak kabul edilecek midir? Bilemiyoruz. Çünkü kendilerini mustaz’af diye nitelendirenlerin zulme razı olduğu bir ortamda onlara verilecek cevabın “Allah’ın arzı geniş değil miydi?”(Nisa 97) olma ihtimali de vardır. Bu öyle bir “arz”dır ki bir yerde zulüm varsa diğer yerde adalet vardır, bir yerde zalim varsa diğer yerde adil vardır, bir yerde “süfyani sistem” varsa diğer yerde Öz Muhammedi İslam vardır. Bunu söylerken bu memleketi terketmek babında söylemiyoruz. Aksine fikren “zayıf” bırakıldığını, “bu olmasaydı şu olacaktı”,”ne yapalım başka bir yol mu var” diyerek belli edenlere, fikir arzının da geniş olduğunu ve Allah’ın (c.c.) bizleri ne fikren ne de fiilen zalimlerin eline bırakmayacak kadar adil olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Yanı başımızda fikren zulümden hicret edip “dar’üs selam” yurduna varan ve fikirlerindeki hicret sayesinde Allah’ın (c.c.) vaad ettiği genişliğe fiilen de ulaşmış olan müslümanlar topluluğu dururken, bizlerin çaresizliği kabullenip bunu Allah’a (c.c.) mazaret olarak ileri sürmeyi düşünmemiz abesle iştigal olacaktır.

Zulmün herhangi bir rengine aşık olanların veya o renklerden herhangi birini kabullenenlerin başlarına geçen zalimlerin zulmüne maruz kalmaları doğaldır. Ama daha kötüsü bu zulme maruz kalanların, zulmü kabullenmeleri sebebiyle aynı zamanda zalimlerin bütün zulümlerinde pay sahibi olmaları ve onlara bu noktada ortak olmalarıdır. Yani anlayacağınız hem zulümden inlerken hem de zalime ortak olacaklardır zira zalim zulmüne temel olarak onların onayını koymaktadır. Bu yüzden akan her kan onlarında eline bulaşacak, dökülen her gözyaşında onların da payı olacak, ölen herkesin katlinde parmakları olacak ve mazlumun Allah(c.c.) ile arasında hiçbir perde olmayan duasında ve ah-u zarında bahsi geçen zalimlerle aynı kefede bulunacaklardır. Bunun sebebi bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi oy vermek onaylama olduğundan ve sistemi özellikle bilinçli olarak onaylayanların onayladıklarını önderler olarak kabullendikleri için beraber haşrolmayı da kabullenmiş olmalarıdır.

Evet…Özgürleştirilmiş (!) kölelerin hiçbir baskı altında kalmadan(!) kendilerini yönetecek firavunu seçtikleri bir sistemde, hakkı ve hakikati anlatanların sayısının az olması doğaldır. Boyun eğmenin başkaldırmaktan daha daha değerli olduğu koyunlar diyarında, kurt sürülerine karşı aslan kesilmek elbette ki her babayiğidin harcı değildir. Ve tarih bu babayiğitlerin hep az olduklarını bizlere bildirmiştir. Hakkın her zaman “az” ile beraber olduğunu bizlere bildiren İmam Ali (a.s.), kendilerini sevenlerin musibetlere uğrayacağı müjdesini de bizlere vermiştir. Ve yüce Allah (c.c.) “Nice az sayıda ki topluluk çok sayıda ki topluluğa galip gelmiştir”(Bakara 249) buyurarak bu musibetlerin aslında rahmet olduğunu ve zafere giden yolda bizleri zaferi hak edecek kemale ulaştıran aşamalar olduğunu beyan etmiştir. Bu yüzden bizler tüm sistemi ve onun sırtını dayadığı büyük şeytanı ve siyonist şebekeyi bütün parti kurum ve kuruluşları ile red etmeye, sünnetullaha uygun mücadele metoduna uygun olarak hareket edip bu zalimlerin dayattığı fikirlerden hicret ederek yanı başımızdaki nurun ışığından yararlanmaya ve zalimlerin bizlere izlettirip bizleri uyuşturduğu sahte dünyaları süslü gösteren filmlere aldanmamaya ve izlememeye devam edeceğiz.

Unutmamamız gerekir ki bir filmi izleyenlerin sayısı ne kadar az olursa o filmin gösterimden kalkması da o kadar çabuk olur. Ve filmdeki iyiler ve kötüler gerçek hayatta dostturlar ve aynı işin “usta”larıdırlar. Film bittiğinde başka bir senaryoda rol almak için beklemektedirler. Kim bilir bu sefer hangisi kötü hangisi iyi rolde olacaktır.

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv