HİCRET… NASIL VE NEREYE?
Bu yazı kez okundu.
11 Nisan 2014 16:02 tarihinde eklendi

“Süfyaniler” tarafından şekillendirilen düşünce ve amel dünyasından Allah’ın (c.c.) rızasını umarak kopuşun adıdır hicret. İslam tarihinin başlangıcı kabul edilen tarihteki fiili hicretin yanısıra, ümmetin kendisini çepeçevre kuşatmış olan, küfür,nifak,zulüm ve fıskın etkilerinden korumak üzere varolanı red edişidir hicret. Beri olmanın ilanı ve zafere giden yolda mücadelenin ilk adımıdır. Yüzünü hakka dönüp batılı terk edişin, tevbeyle dirilip inkılap gerçekleştiren ruhun, günahın arzı olan eski fikirlerinden arınışıdır hicret.

“Hicret iki çeşittir. Biri günahlardan hicret etmek ve uzak durmak, diğeri de Allah ve resulüne hicret etmektir” (Resulullah s.a.a.). Günahlardan uzak durmak isteyen , günahın sistemleştiği rejimlerden de uzak durmak isteyecektir. Günahın etkilerini yok etmek ve yeni bir hayata başlamak isteyen, günahın kaynağını da yok etmek zorundadır. Bu anlamda her hicret bir mücadeledir, cihaddır ve “düşmanla savaş oldukça hicret asla kesilmeyecektir” (Resulullah s.a.a.). Allah’a (c.c.) ve Resulü’ne (s.a.a.) hicret etmek isteyenin ise kendisini saran dünyadan ve dünyalıklardan kurtulması, kendisine Allah’ı (c.c.) unutturan sistemin etrafına ördüğü duvarları yıkması, zihnini ve ruhunu özgür bırakması gerekmektedir. Bunu başaramayanın hicret edebilme ihtimali yoktur.

Fikren ve amelen zulümden ve “süfyani sistemlerden” hicret etmeyenin İslam’ı yaşama ve ondan bahsetmesi de muhaldir. Zira içine her türlü fitne, fesat ve nifağın karıştığı zihin dünyasında saf İslami hakikatlerin neşv-u nema bulması mümkün değildir. Bu yüzden “ben dar’ul harbde müşriklerle yaşayan her müslümandan beriyim” buyurmaktadır Resulullah (s.a.a.). Elbetteki fiilen dar’ul harb de olmadığımızın bilincindeyiz. Ama içinde bulunduğumuz “süfyani sistemin” oluşturduğu fikri çevremizin bahsi geçen mekandan bir farkı kalmadığını da bilmekteyiz. Bütün günahların bilfiil devlet eliyle gerçekleştirildiği, mazlumun ahının değerini yitirdiği, hakikatin öneminden bahsedenlerin dışlandığı, zalimlere kucak açan bir arzın dar’ul İslam olmadığını, bu ortamın şekillendirdiği fikir dünyasının türlü fitnelere ve nifağa maruz kalarak masumiyetini ve hakk aşığı karakterini yitireceğini düşündüğümüz için “süfyani sistemlerden” fikren hicret etmenin ve onlardan beri olduğumuzu ilan etmenin imani bir yükümlülük olduğunu düşünmekteyiz.

Her yönden maddi ve manevi saldırılara uğrayan halkımızın bu hicreti gerçekleştirebilme ihtimali düşük görünse bile, halka yön verici konumda bulunanların “süfyani sistemden” tamamen kopup hicret etmeleri, bu coğrafyadaki mücadelenin geleceği açısından çok önem arz etmektedir. Bu tür bir mücadelenin içine girenler ve zulümden ve nifaktan hicreti kendilerine düstur edinenler “Allah’ın rahmetini umabilirler”(Bakar 212) ancak. Öncü olma iddiasında bulunanların, önce kendilerinden başlayarak tüm toplumu necasetten arındırmaları ve insanların zihinlerini zalimlerin hükmettiği fikir dünyalarından, hakkın hakimiyetinin tesis edildiği dar’us selama hicret ettirmeleri ve hakla mülaki olan toplumun desteğiyle fiili hayatı da değiştirmeleri gerekmektedir. Bunu gerçekleştirenler elbetteki “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.”(Tevbe 20) ayeti mucibince diğerlerinden üstün olacaklardır. Bu Allah’ın (c.c.) vaadidir ve “Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kimse yoktur”(Tevbe 111)

Ama bunun aksine hareket edip, zulmü görmezden gelenler, zalimi kabullenenler, günahların büyük küçük ayrımını yapıp onları işleyenlere cenneti ve cehennemi pazarlarken tüm bu günahların kaynağı olan “süfyani sistemleri” “ak”layıp paklayanlar, hicret yurdunu gurbet, küfür diyarını “vatan” olarak adlandıranlar bu yaptıklarından dolayı sorgulanacaklardır. Bu dünyada kendilerini ve kendilerine bağlılarını avuttukları “ne yapalım çaresizdik, zayıf bırakılmıştık” savunmasının Allah(c.c.) katında bir değeri olmayacak ve “Allah’ın arzı geniş değil miydi?”(Nisa 97) sorusuna muhatap olacaklardır.

Biz şahidiz ki Allah’ın (c.c.) arzı geniştir. Hem fiili arzı hem fikri arzı geniştir. Bu öyle bir genişliktir ki dileyen zindanda dahi olsa küfürden ve zulümden hakka hicret edebilir. Bütün uzuvları zalimler tarafından kuşatılmış, prangalanmış, kelepçelenmiş olsa bile hakka aşık olan için Allah’ın (c.c.) arzı geniştir. Ve “Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer ve bolluk (imkan) bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükafatı Allah’a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(Nisa 100) Bu yolda yola düşüp de menzile varamayanın da , menzile ulaşıp kendi iç dünyasını ve çevresini hakkın iktidarının zemini kılanın da mükafatı Allah’a (c.c.) aittir.

Bu yola düşenlerin yolu hem uzun hem çetrefillidir. Zorluk ve imtihan yoludur bu yol. Çünkü hicret edenin karşısına sahte yurtlar çıkaracaktır şeytan ve dostları. Bel’amlar sahte huzur üfleyecektir onların ruhlarına. Hikayeler ile uyuşturulmaya çalışılacaktır zihinleri ve canavarlarla korkutulacaktır yürekleri. Kananlar, korkanlar elenecektir baştan ve kabulleneceklerdir var olanı “vatan” olarak. Artık duymayan kulaklarla ve görmeyen gözlerle sürdürürken yaşamlarını, umursamaz olacaklardır başkalarının akan gözyaşlarını. Alkışlayacaklardır tarihin gördüğü en alçakları onlardan daha da alçalarak. Sıkmak için zalimlerin ellerini gireceklerdir kuyruğa, semer vurulurken ruhlarına uzayacaktır kuyrukları. Ne hakkı tanıyacak bilinçleri kalacaktır, ne de dermanları zulme başkaldıracak. Zaten niyetleri de olmayacaktır artık, hakla dalga geçenlere meydan okuyacak. Zulme göz kırpıp aklamak için türlü nedenler uyduran bel’amlara teslim ettikleri imanları, cehennemi harlandıran odunlara dönüştükçe daha çok bağlandıkları dünyadan ayrılmaktan korkacaklar ölesiye.

Oysa hicret yurduna varanların huzurla dolacaktır yürekleri. Her daim yanlarında hissettikleri Allah’ın (c.c.) yardımına güvenerek geçeceklerdir serden. Hiçbir kınayıcının kınamasından etkilenmeden kıyam ederken, sarsacaklar zalimlerin saraylarını o saraylara özenmeden. Kendileri arınacaktır önce günahlardan ve arındıracaklardır necasetten tüm dünyayı ikame ederek namazı. Öyle bir namaz kılacaklardır ki tekbir alışları yıkacaktır “ak” zulmün kalelerini ve Allah’tan (c.c.) başka büyük olmadığını ilan edeceklerdir saf saf kurşundan kenetlenerek indikleri meydanlarda. Hicret ettikleri küfürden, nifaktan ve zulümden arınmış zihinlerle kurtuluşu sunarken insanlara, hakka feda edişte bulacaklardır kendi kurtuluşlarını and içerek Kabenin rabbine.

Tıpkı 35 yıl önce batılın her köşebaşında hüküm sürdüğü yeryüzünde Allah’a (c.c.) ve Resulü’ne (s.a.a.) hicret ederek şafağın habercisi olan İslam İnkılabını kuran mücahit ve muvahhidler gibi terketmek gerekir “süfyani sistemleri”. Kökünden söküp atmak gerekir küfrü önce yüreklerimizden sonra ülkemizden. Hem artık Allah’ın (c.c.) arzı alabildiğine genişliğini sunmaktadır bize. Bizden önce yola çıkanların ulaştığı menzil durmakta yanıbaşımızda. Hicret yurdu kucak açmış bekliyor tüm yeryüzü mazlumlarını. Kırıldı çoktan zalimlerin ve şeytanın kolu kanadı. uzandıkları her mazlumun ahı tuttu onları. İslam İnkılabı şehitlerin kanıyla hazırladı ortamı. Din, dil, ırk, ayırt etmeksizin saadeti muştuladı “ne doğu ne batı” sloganı.

Bugün bizler fiilen olmasa da fikren hicret etmişiz yanıbaşımızda bulunan İslam inkılabına. İmamın çağrısına lebbeyk deyişimizdendir zalimlere olan kinimiz ve “süfyanilerle” olan savaşımız. Doğudan doğdu güneşimiz ve açıldı gözlerimiz karanlıktan dolayı kapanmışken. Hakikat gün gibi ortaya çıktı ve batıl yok oldu yüreklerimizde. Korkunun tellalları sarsalar da dört bir yanımızı, “Amerika bi halt edemez” diyen İmamın evlatları olarak sürdürmekteyiz kavgamızı. “Bizler kerbelanın evlatlarıyız. Ramazan ayının çocuklarıyız” ey zalimler duyun bunu. Ne açlık ne de ölüm susturamaz artık hicret etmiş yüreğimizi. Baharın kokusunu aldık, kokladık güllerini İmam’ın (r.a.) elinden. Ve ekilen tohumların yeşermesine şahit olmaktayız çağın Ali’sinin bahçıvanlığıyla cihanda. Zemheri dağılıyor artık ve eriyor beyaz zulüm. Şeytanlar istedikleri kadar essinler gürlesinler ne fayda…

Bizlerin dilinde tek bir söz “doğrusu ben rabbime hicret ediyorum”(Ankebut 26)…

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv