HZ. ALİ’NİN VASİYET VE TAVSİYELERİ
Bu yazı kez okundu.
11 Nisan 2014 15:30 tarihinde eklendi

Hz. Ali’nin vasiyet ve tavsiyeleri

 

Emir’ül Mü’minin (S)’in vasiyetlerinden

 

Hz. Ali’nin ilk ve son sözü her zaman takva olmuştur. O, şöyle buyurur: ‘evlatlarım, kendinize dikkat edin, Allah yolunda ve ilahi kriterlerle hareket edin. Takvaullah, bu demektir. Burada Allah’tan korkmak söz konusu değildir; bazıları takvayı Allah korkusu olarak tabir ediyorlar. Haşiyetullah ve Havfullah da başka değerlerdir. Ancak bu, takvadır. Takva demek, yani işlediğiniz her amelin yüce Allah’ın sizin için gözetlediği maslahata uygun olmasına dikkat etmeniz demektir. Takva öyle bir an bile bırakılabilecek bir şey değildir. Eğer bırakacak olursak yol kaygan ve dereler derindir, hemen kayar ve düşeriz, ta ki elimiz tutunacak bir taş, bir dal bulsun da kendimizi yukarı çekelim.

‘Takvalı insan şeytanın temasını hissedince hemen kendine gelir ve toparlanır.’ Şeytan bizden uzaklaşmaz. Bu yüzden ilk vasiyet takvadır.

 

Takvanın yapı taşları: dünya peşinde koşmamak

 

Takvanın ardından bir başka şey geliyor, o da dünya peşinden gitmemektir, hatta dünya sizin peşinizden gelse bile. Bu ikinci meseledir. Bu, takvanın yapı taşlarındandır. Tabii ki tüm iyi ameller takva malzemesidir. Dünya peşinden koşmamak gibi. Size dünyayı bırakın demiyor, dünya peşinden gitmeyin, dünya talebinde olmayın, diyor.

Gerçekte bizim dilimizdeki tabiri ‘dünya peşinden koşmayın’ şeklindedir. Dünya ne demek? Yani yer yüzünü bayındır hale getirmek mi ? Yani ilahi servetleri ihya etmek mi? Acaba peşinden gitmeyin denilen dünya bu mu? Hayır, dünya sırf kendi zevkiniz için istediğiniz ve tatmin olmak istediğiniz şeydir, buna dünya derler. Yoksa yer yüzünü imar etmek eğer beşeriyetin hayır ve maslahatı için olursa bu ahiretin ta kendisidir. Bu, sözü edilen iyi dünyadır. Kötülenen ve bizlerden peşinden gitmememiz istenen dünya bizleri çabadan alıkoyan ve kendine çeken dünyadır. Bizim bencilliğimiz, kibirimiz ve servetimizi kendimiz için istemek, sözü edilen kötü dünyadır ve peşinden gidilmemesi gerekir.

Elbette bu dünyanın haram biçimi de vardır, helal olanı da. Yani kendimiz için istemenin her çeşidi haramdır diye bir şey söz konusu olamaz. Hayır, bunun helal biçimi de vardır. Ama hatta helal olan kısmının da peşinden gitmeyin demiştir. Eğer dünya bu manada ise helalı da iyi değildir. Her ne kadar maddi yaşantının simgelerini Allah yolunda kullanırsanız bir o kadar kar etmiş olursunuz ve bu da ahiret demektir. Ticaret yapmak da eğer halkın yaşantısının iyileşmesi için olur da mal biriktirmek için olmazsa ahiretin ta kendisi olur. Dünyanın diğer işleri de buna benzer sayılır. O zaman ikinci nokta, dünya peşinden gitmemektir.

Hz. Ali’nin bu vasiyette buyurduğu espri, başlı başına her şeyi açıklıyor. Onun hayatına baktığınızda bu kısa vasiyetinde zikredilenleri görürsünüz.

Bir başka konu şu ki, eğer kötülenen bu dünyadan elinize bir şey geçmez ise üzülmeyin. Başkasının zenginliği, lezzeti, mevkii veya refahının hasretini çekmeyin. Bu da üçüncü nokta.

Bir başka vasiyet, hakkı söyleyin ve gizlemeyin, vasiyetidir. Eğer sizce bir şey hak ise ve belli bir yerde beyan edilmesi gerekiyorsa, bunu yapın. Hakkı gizlemeyin. Hakkı gizleyen ve batılı gündeme getirenler veya batılı hakkın yerine yerleştirenlere karşı hakkı savunanlar hakkı söylerse, hak mazlum kalmaz, hak yalnızlık hissetmez ve batıl ehli olanlar hakkı yok etmeye kalkışmaz.

Bir başka vasiyet, ilahi ve gerçek mükafat için çalışmaktır. Boşuna çalışmayın. Ey insanoğlu, senin işin, ömrün ve nefes alman, senin tek sermayendir, bunları boşuna harcama. Eğer bir ömür yaşıyorsan, eğer bir iş yapıyorsan, eğer nefes alıyorsan ve eğer bir rızkın varsa, tüm bunları bir mükafat için yap. Mükafat nedir? Bir insanın varlığının mükafatı ne kadardır? Sarf edilen ömrün mükafatı nedir? Acaba başkalarının hoşuna gitmesi mi mükafatımız? Hayır.

Yine imam Ali şöyle buyurur: ‘Zalimin hasmı ve mazlumun yardımcısı olun.’

Zalimin hasmı olun. Hasım, düşmandan farklı bir şeydir. Biri zalimin düşmanı olabilir. Yani zalimi sevmeyebilir ve onun düşmanı olabilir. Bu, yeterli değildir. Zalimin hasmı olacaksın. Yani karşısında iddian olacak. Hasım, iddiası olan düşman demektir, öyle bir düşman ki zalimin yakasına yapışır ve bırakmaz. Beşeriyet,Hz. Ali’den sonra bu güne dek, zalimlerin yakasına yapışmadığı için bedbaht oldu. Eğer imanlı eller zalimlerin yakasına yapışmış olsaydı zulüm, bu dünyada bu kadar ilerlemezdi, bilakis kökünden kururdu. Hz. Ali, bunu istiyor.

Zalimin hasmı olun, dünyada, nerede zulüm ve zalim varsa. Eğer sen orada isen kendini onların hasmı bil. Hani şimdi yola çık da dünyanın öbür ucuna git de zalimin yakasına yapış demiyoruz. Biz diyoruz ki husumetini göster, nerede ve ne zaman olursa olsun zalimin hasmı ol ve yakasına yapış. Bir zaman olur ki insan zalimin yanına yaklaşıp husumetini beyan edemez, bu yüzden uzaktan husumet eder. Bakın bugün Hz. Ali’ninyalnızca bu vasiyetine uymamakla dünyada nasıl bir bataklık oluşmuş ve beşeriyet ne acılara garkolmuştur. Bakın milletler ve özellikle müslümanlar nasıl mazlum konumuna düşmüşlerdir. Oysa eğer Hz. Ali’nin yalnızca bu vasiyetine uyulsaydı, bugün bir çok zulüm ve bu zulümlerden doğan musibetler olmazdı.

Ve nerede bir mazlum varsa ona yardım et. ‘Mazlumun taraftarı ol’ demiyor, hayır, ona yardım et diyor, nasıl olursa ve ne kadar olursa önemli değil, yardım et diyor.

Buraya kadar olan vasiyet, İmam Hasan ve İmam Hüseyin (S)’yı muhatap alıyor. Tabi bu sözler İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e özgü sözler değil, onlara hitaben sarf edilen sözlerdir, ama aynı zamanda bütün herkese aittir.

Vasiyetin sonraki ifadelerinde Hz. Ali, genel bir hitapta bulunuyor ve ‘siz iki evladıma ve tüm evlatlarıma ve tüm akranlarıma ve bu mektubun ulaşacağı herkese vasiyet ediyorum’ diyor. Bu hesapla sizler ve bu vasiyetnameyi okuyan ben, hepimiz Hz. Ali’nin muhatabıyız.

Hz. Ali, ‘hepinize vasiyet ediyorum’ diyor. Neye? Takvaya. Tekrar takva. İşte onun ilk ve son sözü takvadır. Ve ardından ‘işinizde düzenli olun’ diyor. Ne demek bu? Yani hayatınızda yaptığınız her şeyde düzenli olun diyor. Acaba anlamı bu mu? Belki bu olabilir. Ama ‘işlerinizi düzeltin’ demiyor. Yani tek bir şeyi kastediyor, bir kaç şeyi kastetmiyor. İşte burada insan o işin tüm insanlar arasında ortak bir şey olduğunu anlıyor. Bence bu faktör, İslami hükümet ve velayeti ikame etmektir. Anlamı şu ki hükümet ve nizamda düzenli davranın ve kargaşalardan sakının.

 

Karşılıklı anlaşma ortamı

 

Vasiyetin 2. bölümünde vurgulanan 3. temel bir birinizle iyi geçinmenizdir. Gönüller şeffaf olmalı, vahdet içinde olmalı ve ihtilaflardan sakınmalı. Hz. Ali bu ifadeyi kullanırken peygamberin kelamından bir şahid getiriyor. Belli ki bunun üzerinde önemle duruyor ve hatta çekiniyor. Hani iyi geçinmenin düzenli olmaktan daha önemli olması açısından değil, daha çok kırılgan olmasındandır. Bu yüzden İslam peygamberinden şunları naklediyor:

‘İnsanlar arasında iyi geçinmek her namazdan ve oruçtan daha iyidir.’ Burada tüm namazlardan ve tüm oruçlardan daha iyi demiyor, her namazdan ve oruçtan daha iyidir diyor. Siz isterseniz namazınız ve orucunuzla ilgilenin, ama bir iş var ki her ikisinden daha faziletlidir. Nedir bu iş? Eğer bir yerde İslam Ümmeti arasında bir ihtilaf gördüyseniz gidin ve bu ihtilafı giderin. Bu işin fazileti namaz ve oruçtan daha fazladır.

 

Yetimlerle ilgilenmek

 

Hz. Ali, bundan sonra çok daha derin ve anlamlı bir ifadeyi gündeme getiriyor:

‘Ne olur, Allah için yetimlerle ilgileniniz.’

Bu çok önemlidir. Sakın unutmayın ve elinizden geldiğince yetimlerle ilgilenin. Bakın insanı ve Allah’ı böylesine tanıyan psikolog insan, ne kadar incelikle bakıyor meselelere ? Evet, yetimlerle ilgilenmek, sadece ferdi bir acıma duygusu veya sıradan bir duygu değildir. Bir çocuk babasını kaybetmiş, bir insan en temel ihtiyacını kaybetmiş ve bu ihtiyaç, baba sevgisidir. Bunu bir nevi telafi etmelisiniz. Gerçi telafi edilmesi mümkün değil, ama dikkat etmeliyiz ki babasını kaybetmiş çocuk veya bu genç adam yokolup gitmesin..

‘Sakın onların açlık çekmesine izin vermeyin.’ Sakın bazen bir şeylerin yetiştiği, bazen de onlara hiç bir şeyin ulaşmadığı durumlar yaşanmasın.

‘Sakın bunlar yitirilip gitmesinler ve sizler varken ilgisizliğe uğramasınlar.’ Eğer onlar arasında değilseniz, haberiniz de yok demektir. Ama sakın orada olmanıza rağmen bir yetim ilgisizlik ve ihmalkarlığa uğramış olmasın. Herkesin yalnızca kendi işinin peşinde koşuşturması durumunda, yetim çocuklar yalnız kalmasın sakın.

 

Komşuluk haklarına riayet etmek

 

‘Komşuluk meselesini küçümsemeyin.’ Bu mesele de çok önemlidir. Bu, büyük bir sosyal bağdır ve İslam dininde özel ilgi görür ve insanların fıtratına uygundur. Ancak maalesef insani fıtrattan uzak medeniyetlerde bu değerin kaybolduğunu görmekteyiz.

Komşularınızın halini gözetin. Bu, sadece iktisadi ve mali boyutta değil; tabii ki bunlar da önemli, ama aynı zamanda tüm insani yönlerle de ilgilenmek gerekir. Bakın o zaman toplumda nasıl bir yakınlık oluşur ve devasız dertlere deva bulunur. Bu, İslam peygamberinin de nasihatidir.

İslam peygamberi komşular hakkında öylesine tavsiyelerde bulunmuştur ki bizler adeta ‘komşuya miras payı belirlenecek’ diyorduk.

‘Sakın Kur’an-ı Kerim’e inanmayanlar bu kitaba amel edip sizden öne çıkmasın ve imanı olan sizler, amel etmeyip de geri kalmayasınız.’

Yani bugün karşı karşıya bulunduğumuz durum. Bu dünyada öne geçen insanlar çabaları, iyi amelde bulunmaları, yüce Allah’ın sevdiği iyi sıfatlarla öne geçtiler; fesadları ile, şarap içmekle veya ettikleri zulümlerle değil…

‘Var olduğunuz müddetçe Allah’ın evini boş bırakmayın.’

‘Eğer Allah’ın evi terk edilirse, size süre tanınmaz, ya da yaşama imkanı bulamazsınız.’ Bu ibare farklı şekillerde yorumlanmıştır.

 

Allah yolunda cihadı terk etmemek

 

‘Sakın Allah yolunda malınız, canınız ve dilinizle cihadı terk etmeyin.’ Bu cihad, İslam Ümmeti’nce sürdürüldüğü takdirde dünyada örnek bir millet olduğu ve bırakıldığı zaman da zillete düştüğü cihaddır.

İslami biçimi ile cihad, kendine göre sınırları olmasına rağmen, zulüm değildir. Cihadda insanların haklarına tecavüz söz konusu değildir. Cihad, onu bunu öldürme bahanesi değildir. Cihadda müslüman olmayan herkesin öldürülmesi söz konusu değildir. Cihad, çok azametli bir ilahi hükümdür. Cihad varsa, onurlu milletler de vardır.

Daha sonra şöyle buyurulur:

‘Bir birinizle irtibat içinde olun ve bir birinize yardım edin, bağışta bulunun.’

‘Bir birinize sırt çevirmeyin, bağlarınızı koparmayın.’

‘Asla emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker’i terk etmeyin. Eğer terk edecek olursanız, iyiliğin davet edeni ve kötülüğün sakındıranı olmadığı yerde şerler işbaşına gelir ve iktidarı ele geçirir.’ Eğer insanlar kötülükleri kötü sayma huyundan vaz geçecek olursa kötüler iş başına gelir ve her şey onların kontrolü altında olur. Daha sonra da siz iyiler Allah’ım bizi bu kötülerden kurtar diye dua edersiniz, ama yüce Allah dualarınızı kabul etmez.

 

(Tahran Cuma namazı hutbelerinden / 4.3.1994)

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv