EHVEN-İ ŞER Mİ? EKBER-İ ŞER Mİ?…
Bu yazı kez okundu.
19 Nisan 2014 10:28 tarihinde eklendi

Özellikle “süfyani sistemler”le mücadelemizde sürekli önümüze sürülen ve asli manası tahrif edilerek sistemin bir uzvunu diğerine tercih etmek anlamında kullanılmaya başlanan “ehven-i şer” terimi üzerinde düşünmek ve bu terimin aslında neyi kastettiğini ve bizlerin içinde bulunduğumuz ortamda, sistemde illaki bir şerri tercih etmemiz gerekip gerekmediğini, tercih etmemiz için önümüze sürülen seçeneklerin gerçekten de ehven olup olamayacağını bu yazımızda gündeme getirmek ve sorgulamak niyetindeyiz. Çünkü tahrif düşmanın en etkili silahıdır. Kavramları ve terimleri tahrif edilen hiçbir inanç, ideoloji veya düşünce ayakta kalamayacaktır.

İki şer’den başka bir seçeneğin olmadığı durumlarda daha az zarar verecek olan şerri seçmek anlamında kullanılan “ehven-i şer” terimi, dünyaya meyletmeyi “cihad” zanneden zevat tarafından bütün durumlarda kullanılmaya ve “hayr”ın olup olmadığına bakılmaksızın şerre meyletmeye vesile kılınmıştır. Hiçbir şekilde hayra tevessül etmeyip, “şerre” teslimi silah eyleyen bu güruh, sırf elde ettikleri makam ve konumları sarsılmasın diye “süfyani sistemlerin” saltanat sahiplerine yalakalığa İslami bir kılıf uydurup hakla batılı birbirine karıştırmış ve hakkı gizlemiştir. Bu terim dinin, namusun söz konusu olduğu durumlarda ve hayra bir yol bulunabilecek durumlarda hatta iki şerri seçmeme imkanı olan durumlarda geçerli olmayan bir terim olduğu halde, önlerine gelse de gelmese de illaki bir şerri seçme derdinde olan şerrin müptelaları, türlü saptırmalarla girdikleri halkın zihnini “süfyani sistemlerin” lehine bulandırmayı fazlasıyla başarmışlardır.

Asla “şerri” emretmeyecek olan Allah’a (c.c.)boyun eğmeleri ve eğer müminlerse “canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın alan”(Tevbe 111) Allah (c.c.) ile yaptıkları anlaşmaya sadık kalmaları gerekirken, bu anlaşmayı bozup zalimlerin karşısında boyun eğmeye ve onların sistemlerini onaylamaya çalışan “kitap yüklü merkepler” sürüsü, sadece akli çıkarımlara dayanarak ortaya atılan “ehven-i şer” kavramını öyle bir hale getirmişlerdir ki hem kendileri hem de takipçileri olan cehaletin esirleri, artık hiçbir şekilde “hayr”ı aramamakta ve “hayr”a ulaşmak için çaba sarfetmemektedirler. Zira önlerinde bulunan “şerr”i seçmek daha kolay ve zahmetsizdir onlar için. Oysa fıkıhtaki kurala göre hayra ulaşabilecek bir yol varsa veya iki şerri de seçmemek eldeyse bu kuralı uygulamak caiz değildir ve haramdır.

Her daim “seçin” dönemlerinde gündeme gelen “ehven-i şer” tabiri, “süfyani sistemle” bir şekilde ahbap-çavuş ilişkisine girmiş bizden görünenlerin, bizleri sistemin herhangi bir partisine yönlendirmek için kullandıkları arguman olmuştur. “Daha kötüsü var” diyerek bizlere dayattıkları partiye oy vermemizi isteyenler, ya siyasi basiretsizliklerinden dolayı ya da sistemin parçası haline geldiklerinden dolayı, bu istekleri ile bizlerin aslında sistemi onaylamamızı istemektedirler ve sistemin ayakta kalmasını bizim onaylarımızın üzerinden sağlamak derdindedirler. Böylece sistem halktan daha çok kişinin onayını almış olmanın rahatlığıyla, yaptığı zulümlerin devamını sağlayabilecektir.

Bunu meşrulaştırmak için de “süfyani sistemin” içinde ömrü sürgünlerle, zehirlenmelerle, hapislerle ve mahkemelerle geçmiş olmasına rağmen sistemi “istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla” suçlayan islam alimi ve mücahidlerin, “süfyani sistemin” bir dönem başbakanlığını yapmış olan şahsa gönderdiği mektubu bahane etmekteler. O mektupları inceleyenler göreceklerdir ki mektuplarda sistemi meşrulaştıracak tek bir kelime olmadığı gibi, sistemin siyasetçilerine liderlerine yönelik uyarılar, tavsiyeler, yönlendirmeler ve şerlerinden emin olmak için hitaplar vardır. Mektuplarda İslam kardeşliğinin tesisi, memurluğun hizmetkarlık olduğu, milliyetçiliğe bulaşılmaması gerektiği, zulümden uzak durulması, içerdeki düşman zannedilenlerden el çekilerek dışarıdaki düşmanlara yoğunlaşılması ve hatta Ayasofyanın ibadete açılması teklif, teşvik ve tavsiye edilmektedir. Çevrelerini saran bütün zulme ve anlamamazlık yurdundan çıkıp gelip “talebe” sıfatını sırf görmüş oldukları için taşıyanların varlığına rağmen bir gün olsun sistemi onaylamayan bu üstad’lara atılan iftiraların gerçeği yansıtmadığı, bahsi geçen dönemlerde dahi yaşanan zulümlerin kat be kat aratarak devam etmesinden bellidir aslında. 87 yaşında vefat eden bir alimin naaşını çöp arabasıyla kaldırmaya niyetlenen iç işleri bakanının olduğu bir hükümetin başbakanının vahşiliğini tahayyül etmek zor olmasa gerek.

Resulullah’ın (s.a.a.) şerrinden emin olmak için Abdullah bin Übeyy’e iyi davrandığını ve onun tüm münafıklıklarına tahammül edip hatta kendisini ziyarete geldiğinde arkasına yastık dahi koyduğunu bilen bizler için münafıkları yola getirmek uğruna onlara öğüt verenlerin tavrını anlamak kolaydır. Nitekim Resulullah’ta (s.a.a.) diğer komşu ülkelerine mektup yazıp onları İslam’a davet ederken, var olan sistemlerini kabullenmemiştir. Onları muhatap almak onaylamak değil, öğüt vermek içindir.

Gelelim “süfyani sistemlerde” ehven-i şer meselesine… “Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir” (Maide 44) ve “Kim tağutu inkar eder de Allah’a iman ederse…”(Bakara 256) ayetleri ile Allah’ın (c.c.) indirdikleriyle hükmetmeyenleri inkarı Allah’a (c.c.) imandan önce sayan ve iman için inkarı şart koşan Kur’an ayetlerine göre, başından sonuna kadar inkar edip “beri” olduğumuzu açıklamamız gereken “süfyani sistemler”, bir bütün olarak şerdir ve en büyük şer Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına karşı gelmek ve O’nun (c.c.) yasalarının tümünü çiğnemektir. Allah’a (c.c.) savaş açmış oldukları her icraatleriyle belli olan “süfyani sistemleri”, onaylamak Allah’ın (c.c.) emirlerini hiçe saymak ve “fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”(En’am 39) ayetine muhalefet edip tağutu kabullenmektir. Bu durumda ehven-i şer nasıl olacaktır? Neyi neye karşı tercih edeceğiz? Bir bütün olarak karşımızda duran şerri red etme ve tümden ondan uzak durma ihtimalimiz varken, Allah’a (c.c.) isyan anlamına gelecek olan onayın bizlere ne faydası olacaktır? Ehven-i şer iki kötülüğün içinden birini tercih etmektir demiştik. O da eğer hayra bir yol yoksa ve eğer seçmemek gibi seçeneğimiz varsa caiz değildir diye belirtmiştik. Oysa sistemin tüm partileri aynı sistemin uzuvlarıdır. Ortada iki şer değil tek bir şer vardır ve biz bu uzuvlardan hangisini tercih edersek edelim aynı şerri tercih etmiş olacağız. Üstelik hiçbirini tercih etmeyip, zihnimizi, ruhumuzu ve yüreğimizi özgür kılma ihtimalimiz de varken, illaki şerri tercih etmenin dayanağı nedir? Sol koldan yumruk yememek için sağ kola yanağımızı uzatmanın neresi ehvendir? Yüce Allah (c.c.) bizden illaki bir şerri tercih etmemizi gerçekten ister mi?

Elbette ki sistemin şerrini tercih etmenin İslami bir kaynağı ve dayanağı yoktur. Çünkü tercih etmeme gibi bir ihtimalimiz de bulunmaktadır. Ama yine de diyelim ki tercih etmemiz gerekti acaba bizlere sunulan alternatif gerçekten de ehven midir? Yoksa ekber-i şer midir?

Büyük şeytanla dostluklarını defaatle arz edip, onunla aynı değerlere ve amaçlara sahip olduklarını beyan edenler, büyük şeytanın askerleri Irak’ta milyonlarca müslümanı öldürürken, kadınların namuslarına el uzatırken onun askerlerinin sağ salim dönmeleri için duacı olanlar, siyonistlerden üstün cesaret madalyası, fitnenin ve zulmün kadim ülkesi İngiltere’nin kraliçesinden üstün hizmet madalyası alanlar, İsrail için Suriye’yi viraneye döndürenler, kendilerini ilah ilan edenler, “rahmetlerinin gazaplarını aşacağını belirtip” nemrutlaşanlar, “günah işleme özgürlüğünden dem vurup”, “başbakanımız 1400 yıl öncesinde yaşasaydı hicret tatsızlığı olmazdı” diyerek Resulullah’ı (s.a.a.) eleştirenler, halkları açlık sınırının altında gelirle yaşamaya çalışırken gemiciklerle filolar kurup, “800 lira iyi para” diyenler, 700 bin liralık saatler takıp “her cuma bir ayet çakanlar”,zinayı kendi anayasalarında bile suç olmaktan çıkarıp genelevlerden vergi alacak kadar dindar olanlar, toplumun her kesimini faize bulaştırıp günahları yaygınlaştıranlar, devlet eliyle kumar oynatanlar, çalanlar, çırpanlar, hakaret edip nefret kusanlar gerçekten ehven olabilirler mi? Tüm bu saydıklarımızdan birini dahi sistemin sol görünümlü uşakları yapsaydı yine onları ehven diye adlandırır mıydı ortalıkta sırtladıkları kitaplarla yürüyen merkep sürüsünün üyeleri?

Bizlere ehven-i şer diye dayatılanların ekber-i şer oldukları artık ayan beyan ortadadır. Üstelik sistemin alternatif diye sundukları ile bu ekber-i şerlerin hepsi aynı batından doğma kardeşler olarak sistemin kamil hale gelmesi için uğraşmakta, insanların sistemin dışına çıkabilme ihtimallerini ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden karşımızda duran firavun ve nemrutlardan birine değil, yanı başımızda duran Musa ve İbrahim’lere (a.s.) yönelmeli, Ebu Sufyan ve Ebu Cehil arasında tercih yapmaktansa Resulullah’ın (s.a.a.) yaptığı gibi tümden red edip sistemlerini, “güneşi sağ elime ayı sol elime verseler davamdan vazgeçmem” demeliyiz. Bunu yapabilmek içinde süfyani sistemlerden önce onların uşaklarından kurtulmalıyız.

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv