NAMAZLA BİRLİKTE – ÜSTAD MUHSİN KIRAATİ
Bu yazı kez okundu.
19 Nisan 2014 12:01 tarihinde eklendi

NAMAZLA BİRLİKTE

Şu ana kadar işlediğimiz konu, namazın aslı, onun ehemmiyeti, faydası ve değeri hakkındaydı.

Şimdi, namazın içeriğine yönelip onun mana ve gizli sırlarından çeşitli dersler çıkarmaya ve bu yolla namazlarımıza yeni bir ruh kazandırmaya, bu büyük ve günlük ibadetten daha fazla istifade etmeye muvaffak olmanın yolunu öğrenmeye çalışalım.

Namaza Hazırlık

Namazdan önce, temiz ve pak olmak gerekir. Hem vücudu pisliklerden temizlemek, hem de fıkıh ve ilmihâl kitaplarında belirtildiği üzere abdest, teyemmüm veya gusül etmek şarttır.

Abdest, namaza girmek için izin, bu büyük ibadete girmek için ruhî bir hazırlıktır; abdest olmadan kılınan namaz batıldır. [1]

Abdest, imanın bir parçasıdır, kalbi nurlandırır, manevî bir uyanıklık kazandırır. İmam Rıza’nın (a.s) buyurduğu gibi yüce Allah’ın huzurunda ibadete duran bir kimse, her türlü necaset ve pislikten temiz; tembellik, halsizlik ve uyuşukluktan uzak olmalı; güçlü ve kudretli olan Allah’ın huzurunda ibadete durmak için, kalbini temiz, pak ve hazır hâlde tutmalıdır. [2]

Her zaman abdestli bulunmak çok iyidir. Hatta abdestli olarak yatmak, geceyi ibadetle geçirmek gibidir. Dua, ziyaret, Kur’an-ı Kerim okumak vb. gibi diğer bir çok ibadî işler için de abdestli olunması konusunda tavsiyeler vardır; abdestsiz olarak Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine, yüce Allah’ın, Peygamber efendimizin ve Ehl-i Beyt imamlarının isimlerine de el sürülmemelidir.

Elbette ki, beden ve elbiselerin temizliği ve abdestli olmanın yanı sıra, kalbin de ikiyüzlülük, kıskançlık, kin ve nefret gibi kötü sıfatlardan arı olması; ayrıca organların, her türlü günahtan uzak olması gerekir.

Acaba, beden ve elbiseler temiz olur da kalp ve ruh temiz olmazsa, bu bir nevi nifak sayılmaz mı? O hâlde, hem beden temizliğine ve hem de kalp ve ruh temizliğine dikkat etmeliyiz. Yüce Allah’ın huzuruna daha edepli ve de daha uygun bir şekilde çıkmamız, ancak bunlardan sonra mümkün olur.

Cünüplü kimselerin gusletmeleri (boy abdesti almaları) farzdır ve bu da, özel bir şekilde, bütün vücudun yıkanmasıyla mümkün olabilir. Suyun bulunmadığı veya suyun vücuda zararlı olup da gusül ve abdest almanın mümkün olmadığı zamanlarda teyemmüm etmek gerekir. [3]

Namaz kılmak isteyen birisinin, bedenini de örtmesi gerekir. (Kadınlarda yüz, bileklere kadar eller ve topuklara kadar ayaklar dışında bütün bedenin; erkeklerde ise en az iki avret yerinin örtülmesi).

İnsanın, namazda temiz, beyaz ve güzel kokulu elbiseler giyinmesi daha iyidir; çünkü namaz yüce Allah ile görüşmektir, edep, burada, en iyi elbiseleri giyinmeyi gerektirir.

Namaz kılınan yer ile insanın giyindiği elbiselerin helal olması, başkalarının malı ve gasbedilmiş olmaması gerekir. Namaz kılmak isteyen kimse, kıbleyi ve namaz vaktini bilmeli, Müslümanların kıblesi Kâbeye yönelerek namaza hazırlanmalıdır. Yüce Allah sadece bir tarafta değildir; o her yerde hazır ve yaptığımız bütün amelleri gözetmektedir; ama yüce Allah’ın mukaddes kıldığı Kabe’ye yönelmek, İbrahimî tevhid’in, bir tek ilâha ibadet etmenin ve Kabe’yi bina eden baba ve çocuğun ihlaslarının ihya edilmesidir.

Kıble, Müslümanların her konudaki tevhidi tavırlarının da göstergesidir. Sadece namazda değil, aynı zamanda dua, kurban kesme, oturma, yeme, uyuma, ölüyü gömme ve…

Bu, hayatımız boyunca mahbubumuz, maksat, gaye ve mevlamız olan yüce Allah’ın evi olan Kabe’ye yönelme ve Müslümanların safları arasında vahdet ve düzen oluşturma dersini öğretir bize.

Ezan, İslâmî Düzenin Sloganı

Ezan, tevhidi halka ilân etmenin vesilesi, Müslümanların namaz için çağrılması, İslâm’ın güzel ve etkili bir sloganıdır.

Ezanda tekbir, tevhid, Resulullah’ın (s.a.a) risaletine şahadet, halkı namaz ve kurtuluşa çağrı vardır.

Ezan, İslâm’ın varlığının ilânı, Müslümanların çağrılması ve dinî inancın öğretilmesidir.

Ezan, sessizliği kırmak, hayalî mabutlara karşı haykırış, İslâm’ı tanıma sloganı ve Allah’ın dinini savunmaktır.

Müezzinin, İslâm’da özel bir makamı ve kıyamet gününde de üstün bir derecesi vardır.

İlk Müslümanlardan olan Hz. Bilâl Habeşi, İslâm’ın ilk müezzinlerinden olma ve “ezan okuma” şerefine nail olmuştur. [4]

Ezan, bir defa genel duyuru ve namaz vaktinin ulaştığını bildirmek için okunur ve bir defa da özellikle namaza başlarken.

Gerçi ezan müstehaptır; ama İslâm’ın önemli nişaneleri sayıldığından okunmaları önemle vurgulanmıştır.

Allah’a ibadet eden bir Müslüman, ezanla, büyük olan Allah’ın yüce ismini, en yüksek sesle ve en açık bir şekilde bütün dünyaya yankılandırmaktadır.

İşte düşmanın belini kıran, Allah ve İslâm karşıtlarının ümitsizliğe düşmelerine sebep olan, bu tevhidi ve melekûtî haykırıştır.

Niyet

Niyet; yönelme, kasıt ve kesin karar anlamına gelir. Namazda niyet, namaz kılanın sadece yüce Allah’ın emrini yerine getirip O’nun rızasını kazanması, O’na yönelip yaklaşması manasına gelir. Namaz kılanın hedefi, Allah’ın emrini ve kendi sorumluluğunu yerine getirmekten başka bir şey olmamalı.

Bir Müslüman, bütün işlerinde, özellikle ibadetlerde, Allah’a yakınlaşma niyetini esas almalıdır. Yani; Allah rızası için ve O’na yakınlaşma maksadıyla ibadet etmelidir; riya gösteriş veya diğer başka hedefler için değil.

Niyet, namazın rükün ve temel esaslarındandır.

Namaz kılan, bu amacı ve yönelişi namaz boyunca sürdürmelidir. Niyetsiz veya maddî ve kötü niyetlerle yapılan amellerin hiç bir değeri yoktur.

Kur’an-ı Kerim’deki “Allah yolunda” tabiri, bir çok işlerde, namaz, cihad, infak ve… kullanılmıştır. Yani bu amellerin, sadece Allah için ve Allah yolunda olması gerekir.

Amellerin kabul edilmesinin şartı, niyettir, eğer ibadetlerimizde halis niyetimiz olmazsa, yaptıklarımızın karşılığında Allah’tan sevap beklememiz boşunadır. Yüce Allah, sadece ihlas ve samimiyetle yapılan ibadetleri kabul eder.

Eğer niyet, halis ve ilahî olursa, yapılan işler, az ve küçük olsa da büyük ve değerli olur, ama kötü niyetlerle ve Allah’ın rızası gözetilmeden yapılan çok işin hiç bir değer ve faydası olmaz.

Bu konuda İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Yüce Allah, ilâhî hedef ve gayeyle yapılan çok küçük bir ameli, halkın gözünde büyütür, ama gösteriş ve halkın dikkatini çekmek için yapılan büyük ve fazla ameli halkın gözünde küçültür.”

Demek ki, ibadet ve işlerimizi Allah rızası için yapmalıyız. Kalpler Allah’ın elindedir, izzet, şeref, itibar ve sevgi veren O’dur. Yüce Allah lâyık ve halis kullarını kesinlikle unutmaz, onların sevgisini halkın kalbine sokar; onlara yücelik ve üstünlük verir.

O hâlde, ibadet ve namazlarımızda gözeteceğimiz tek hedef Allah olmalıdır, halk değil. Allah’tan başka biç kimsenin kalbimize girmesine izin vermemeli ve halkın beğenisini kazanmaktan daha çok, Allah’ın beğeni ve rızasına önem vermeliyiz.

Elbette ki niyet ve amelde samimi ve ihlaslı olmak çok zor ve de ağır bir şeydir; şeytan, çeşitli hile ve desiselerle, Allah’ın rızası dışındaki hedeflerin kalplerimize girmesi için çalışmaktadır. Ama biz, her işimizi Allah rızası istikametinde yapabilmek için şeytan ve nefisle mücadele etmeliyiz.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İşin, ilmin, düşmanlık ve nefretin, alıp almaman, konuşup konuşmaman sadece Allah rızası için olmalıdır.” [5]

Eğer insan, bütün işlerine rabbanî bir renk verirse, ibadet olmayan işleri de ibadete dönüşür, çünkü bütün hayatı rahmanî ve rabbanî bir renk almıştır.

Niyet, namazın bütünüyle her zaman ve her yerde, Allah için olması anlamına gelir. Böyle olmadığı takdirde, namaz ve niyet batıl ve geçersiz sayılır.

Hatta insan, namaz kılacağı mekân ve zamanla ilgili olarak veya namazını farklı bir şekilde kılarken Allah’tan başka bir amaç taşırsa, ameli yine batıl olur. Mesela insan, birisi için camiye gider, riya ve gösteriş için cemaat namazına katılır veya halk görsün diye rüku ve secdelerini uzatırsa bütün bu yaptıkları boşunadır ve “niyetteki ihlas”la uyuşmaz.

Allah için çalışan bir insan yorulmaz, ümitsizliğe kapılmaz, halkın ilgisizliğinden dolayı üzülmez, başkaları teşvik etmedi diye zaaf göstermez. Samimiyet, insana öyle bir güç ve kuvvet verir ki, bu sayede insan hiçbir zaman ve hiçbir yerde yorgunluk, ye’s ve ümitsizliğe düşmez, iyi ve hayırlı işlere yönelir.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İhlasla yapılan ameller hariç, diğer bütün ameller, faydasız, kof ve batıldır.” [6]

Görünürde birbirine benzeyen iki işten hangisinde taşınan niyet daha halis ve daha iyi olursa, onun değeri daha fazla olur. Mesela, birisine bıçak çekenle, cerrah bir doktor, insanın karnını yarma konusunda aynı işi yapmaktadırlar; ama birincisi zindana götürülür, diğerine ise para verilip teşekkür edilir. Çünkü birincisinin amacı düşmanlık ve adam öldürmektir, ikincisi ise iyilik, sevgi ve yaşatmak amacıyla bu işi yapıyor!

Demek ki niyet, bütün ibadetlerin mayasıdır. Hz. Ali’nin (a.s) buyurduğu gibi:

“Niyet, yapılan işin esasıdır.” [7]

Aynı şekilde yan yana namaz kılan iki insanın görünürde yaptıkları iş aynı olabilir; ancak daha ihlaslı niyet taşıyan kimsenin namazı, daha değerli ve daha makbul sayılır.

Nasıl İhlaslı Olabiliriz?

İhlaslı olmak için, inanç, düşünce ve dinî anlayışlara dikkat etmek gerekir. İnsanın bakış açısı niyetini de etkiler.

Örnek olarak, eğer biz inanırsak ki:

- İnsan yaratıkların en üstünü, Allah’ın yeryüzündeki halifesi, yaratılışın özü ve hedefidir.

- Amellerimizin hesabını soracak olan yüce Allah’tır. Amellerin mükâfatını verecek olan O’dur, hatta en küçük amellerimize; niyetimizin pak ve temiz olması halinde büyük karşılıklar verecek olan da yine O’dur.

- Büyük ve küçük bütün kötü amellerimizin hesabı eksiksiz olarak bizden sorulacak ve insan dünya ve ahirette amellerinin neticesini görecektir.

- Yüce Allah kötü amel ve ayıplarımızı örtüp, iyiliklerimizi açığa çıkarır.

- İnsanın kıymet ve değeri “cennettir”, bunun dışında, insan kendisini hangi kıymet ve değer karşılığında satarsa satsın gerçekte zarar etmiştir. İnsanın, dünyayı  kendi değerinin karşılığı olarak kabul etmesi zararlı bir ticarettir. [8]

- İnsanın amellerinin alıcısı yüce Allah’tır ve insan amellerinde Allah’la alış veriş hâlindedir ve de hesabı O’na verecektir.

- Bizim her neyimiz varsa O’ndandır, velinimetimiz, sahibimiz Rahman ve Rahim olan Allah’tır.

- İnsan, birbirine zıt iki sevgiyi kalbinde barındıramaz. [9] Ya Allah sevgisi ya dünya sevgisi… Ya Allah aşkı ya halk ve maddîyat aşkı… Bu ikisinden birini tercih etmelidir.

- Dünya çabuk solan bir çiçektir, öyle bir çiçektir ki hiç bir kimse için açmadı ve hiç bir kimse için vefa göstermedi. Yüce Allah, dünyayı az bir menfaat; aldatıcı bir böbürlenme ve oyalanma olarak nitelemiştir.

- Kıyamet ve hesap gününde bütün vasıta ve şefaatçiler geçersiz olur; insana fayda sağlayacak olan, takva ve ihlasla yapılan salih amel ve ibadetlerdir. O gün herkes kendi derdine düşecek; dünyada kendilerine gönül bağladığımız kimselerin hiç birisi bize bir fayda sağlayamayacaktır. Orada herkes kendi amellerinin karşılığını görecek ve herkes ektiğini biçecektir.

- Riya ve gösteriş yapanlar her ne kadar dünyada halkı aldatabiliyorsa da, ahiret gününde rezil ve rüsva olacak ve de amellerinin boşa gittiğini anlayacaktır.

Evet!…

Bütün bunlara gönülden inanırsak; ihlas ve samimiyete daha çok yaklaşır, Allah’tan başkası için yaptığımız ameller azalır, halkın görüş ve beğenisi bizim için önemini yitirir. Bizi harekete geçiren tek etken ve taşıyacağımız asıl gaye, Allah’ın rızası, Allah’ın isteği ve Allah’ın vereceği sevap olur.

Biz Allah’ı göremiyorsak, Allah bizi görmektedir.

Eğer işin içinde azap ve ceza olmasa da, yüce Allah’a verdiği nimetler karşılığında şükretmek ve kulluk vazifesini yerine getirmek için, ihlaslı bir şekilde ibadet etmeli ve yasaklardan kaçınmalıyız. Âlem, Allah’ın huzuru demektir, Allah’ın huzurunda günah ve kötülük yapmamalıyız.

Dünya, ilâhî nimetlerin bize sunulduğu bir sofradır, Allah’tan başkasına yönelip Allah’a ve verdiği nimetlere hususunda, riya, gösteriş ve nankörlük yapmamalıyız. İbadet, sadece cehennem korkusu ve cennete ulaşma hedefi için değil, Allah’ın ibadet edilmeye lâyık olduğu için yapılmalıdır. Böyle bir ibadet “özgür insanların ibadeti”dir, ki Emir’ül-Müminin Hz. Ali (a.s) de, Allah’a bu amaçla ibadet ediyordu. [10]

Yakin merhalesine ulaşan kimse, ihlas makamına da ulaşabilir. Hz. Ali’nin (a.s) de tabir ettiği gibi “ihlas, yakinin meyvesidir.” [11]

Eğer Allah’ın huzurunda olduğumuza, O’nun bütün yaptıklarımızı gördüğüne, kalplerimizdeki niyetlerden haberdar olduğuna, her türlü izzet ve zilletin O’nun elinde olduğuna, O’nun rızasının, geçici olan dünya hayatından daha değerli olduğuna… yakinen inanırsak ihlas makamına ulaşmış ve artık başkalarının meth-u senalarına, takdir ve övmelerine aldırış etmez oluruz.

Hz. Ali (a.s) ve aile fertleri, üç gün üst üste iftarlarını hiç bir teşekkür ve herhangi bir karşılık beklemeden yetime, esire ve miskine verdiler. [12] Yüce Allah da, ihlasla yaptıkları bu infaka karşılık, İnsan Suresi’ni nazil ederek, Ehl-i Beyti onurlandırdı.

İhlaslı bir insan, İslâmî görevini yerine getirirken, bu konuda halk tarafından yapılacak övgü ve kınamalardan dolayı tavır değiştiremez.

Halkın önemseyip önemsememesi, yapacağı hayırlı işlere hiçbir tesiri olmaz.

Yapacağı her işi, şer’î vazifesini yerine getirmek amacıyla yapar. Şunun, bunun hal ve hatırı için vazifesinden vazgeçmez, yapması gerekenden de el çekmez.

Mal ve makam sevgisi onu, ilâhî emirleri yerine getirmekten alıkoymaz.

Onun zahiri ve batını (içi ve dışı) birdir.

Allah ve İslâm yolunda her türlü eziyet ve meşakkatlere tahammül eder.

Taassup ve bencillikten uzaktır.

Yaptığı hatalı işlerde ısrarcı olmaz.

İlâhî emirlere itaat eder; halkın, arzu ve isteklerine değil…


[1] İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Abdest olmadan, namaz olmaz.” (Vesâil, c.1, 8.256)

[2] Vesâil, c.l, 8.267

[3] Güsul, abdest, teyemmüm ve bunlarla ilgili şartların açıklaması için bakınız;. fıkıh ve ilmihâl kitapları.

[4] Vesâil, c.4, s.614

[5] Fihrist-i Gurer’ul-Hikem, İhlas Bölümü

[6] Fihrist-i Gurer’ul-Hikem, İhlas Bölümü

[7] Fihtist-i Gurcr’ul-Hikom, Niyet Bölümü

[8] “Dünyayı kendisine fiyat biçmek, ne de kötü bir ticarettir.” (Hazreti Ali (a.s) Nehc’ül-Belâğa, 32. Hutbe)

[9] “Allah bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp (gönül) yaratmadı…” (Ahzab, 4).

[10] Hazreti Ali (a.s); Nehc’ül-Belâğa, Hikmet: 237

[11] Fihrist-i Gurer’ul-Hikem, İhlas Bölümü

[12] İnsan Suresi, 9. Ayet

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv