SEYYİD FADLULLAH (R.A) VE “KURAM VE EYLEM”
Bu yazı kez okundu.
19 Nisan 2014 12:10 tarihinde eklendi

Fikir dünyamızın şekillenmesinde çok önemli bir role sahip olan Hizbullahi ümmetin medarı iftiharı Allame Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın (r.a.) “Kuram ve Eylem” kitabında değindiği hakikatlere dayanarak bir makale yazmayı düşündüğümüzden, bahsi geçen kitabı tekrar incelemeye başladığımızda kitabın her başlığının ayrı bir yazı konusu olduğunu fark edip merhumun ilmi, siyasi bilinci ve basireti önünde adeta saygı duruşuna geçmekten kendimizi alamadık. Bunca tecrübenin satırlara dökülmüş hali olan Seyyid’in (r.a.) her kitabı, siyasi mücadele veren ve zaten inancı gereği vermek zorunda olan ümmetin her ferdi için başucu kitaplarındandır, biz bunu bir kere daha idrak ettik.

Bu yüzden Seyyid’in (r.a.) değindiği hakikatlerden biri olan “kendi terim ve kavramlarımızı korumanın ve kullanmanın gereği” ile ilgili yazımıza geçmeden önce, bu kavramlarımızı hayatlarının bir parçası haline getiren, ömürlerini bu kavramların pratik hayata geçmesi için harcayan Seyyid Fadlallah (r.a.) gibi değerli alimlerimizin şahsiyetini korumanın önemli olduğunu, bu alimlerimize yönelik her saldırının Hizbullahi hareketin mücadelesine yöneltilmiş bir saldırı olacağını, İslam düşmanlarının, İslami harekete darbe vurmak için önce bu alimlerin şahsiyetini ayaklar altına almaya çalıştığını, böylece ümmetin kendilerini zalimlere karşı mücadele meydanında yönlendirecek olan alimlerden uzak kalmasını amaçladığını ve bu sayede direnişin daha başlamadan bitmesini umduğunu da belirtmek isteriz.

Ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumda, mektebi temsil ettiklerini iddia edenlerin habire mezhepten bahsetmeleri sonucu, takipçileri olan yeni nesil de İslamın siyasi boyutundan uzaklaşmış, siyasi bilince sahip olmadıkları için basiretsizlik hastalığına yakalanıp “süfyani sistemin” avuçlarının içine düşmüşlerdir. Bu ilimleri ile pazarlarda boy gösterenler, Seyyid Fadlallah’ın (r.a.) konumunu, sırf kendileri gibi düşünmediği için (ki o da mezhebi bir konudur) “süfyani sistemin” meşhur hokkabaz bel’amlarının konumuyla eş tutmuş, bu şekilde ne kadar “aydın” görüşlü olduklarını da ifşa etmişlerdir. Ama bunu yapanlar siyonizme fikirleriyle diz çöktürmüş bu alimin yolundan gitmedikleri için, siyonizmin uşağı olan “süfyani sistemin” iktidarlarının mezheplerine yönelik her türlü hakaretlerini içlerine sindirip, her “seçin!” sürecinde bu iktidara oy toplamayı mezhebi bir gereklilik olarak telakki etmişlerdir. Sürekli büyük şeytan menşeili filmlerin oynatıldığı, tuhaf reklamların ve tiplerin boy gösterdiği mezhebi(!) kanallarda, masal anlatıcılar gibi ehl-i beyt’in (a.s.) başına gelen musibetleri bir-iki saat anlatarak müthiş bir hizmet yaptıklarını sananlar, en büyük şer olan “süfyani sistemi” meşrulaştırarak girdikleri günahın farkına varamayacak bir ilme sahip olduklarını da belli etmişlerdir.

Bunların saf ve temiz ruhlu takipçilerinden biriyle yaptığımız görüşme sırasında Seyyid Fadlallah’ın (r.a.) hiçbir kitabını okumadığını öğrenince şok geçirmiş olarak bunun nedenini sorduğumuzda, “sünni yayınevleri onları basmış” cevabını alınca, karşı karşıya kaldığımız problemin büyüklüğünü de fark etmiş olduk. İşin tuhaf tarafı, o sırada yaşanan “seçin!” sürecinde aynı şahsın mevcut iktidara oy verilmesinin cevazetini hararetle savunuyor olmasıydı. Oysa o iktidar da görünürde “sünni” idi ve direniş cephesine savaş açmış, mektebe hakaretler yağdırmış ve büyük şeytanın dostu olduğunu defaatle dile getirmişti. Ama anlaşılan bu mevzu onları aşan ve ilgilendirmeyen bir mevzuydu. Bir İslam kahramanı farklı görüşte olduğu için (bakın görüş diyorum mezhep bile değil) hakarete uğrayabilir ve toplum ondan mahrum bırakılabilinir ama “süfyani sistemin” iktidarlarının dokunulmazlığı vardır. Zira siyasete bulaşmaya gerek yoktur. Muhtemelen bu son cümle sizlere de büyük şeytana “hizmet” edenleri hatırlatmıştır.

Bir diğer saf ve temiz kardeşimizle yaptığımız görüşmede, sürekli kitap okuyan ve araştırmacı olan bu kardeşimizin, Hizbullahi hareketin şekillenmesinde ve İnkılabi bir siyasi bilincin oluşmasında mühim bir yer tutan “Hizbullahi Yol”, “İslam ve Devrim” vb. kitaplardan bihaber olduğunu, “Amerikancı İslam” teriminin 2000 li yıllardan sonra çıkma bir tabir olarak bildiğini, neredeyse siyasi hiçbir kitap okumadığını, mektebin nihai hedefine dair (herkesi şii yapmaktan başka) bir fikirleri olmadığını ve “süfyani sistemin” varlığıyla ilgili bir sıkıntılarının bulunmadığını farkettiğimizde, süfyanilerin neden mezhep eksenli her çalışmaya “özgür” bir ortam sağladıklarının da farkına varmış olduk. Nitekim sürekli mezhebi kitaplar neşredenlerin, bir tek siyasi bilinçle alakalı kitap neşretmemeleri, bizleri 80 li yılların sonunda ve 90 lı yıllarında başlarında basılmış olan kitaplarla yetinmeye mecbur etmeleri ve yeni neslin siyasi bilince sahip olmasını sağlayacak bu tür kitaplardan uzak durmasını sağlamaları, bu bahsi geçen çevrelerin niyetlerinin İslam İnkılabına uymak değil, sisteme kendi mezheplerince uymak olduğunu ortaya koymuştur.

Bu kadar veryansından sonra asıl konumuza Seyyid Fadlallah’ın (r.a.) “Kuram ve Eylem” kitabının 2. cildinde yazdığı şu cümleyle geçiş yapalım: “Biz, hayatiyet ve anlamının tabiatını korumaya devam eden terimsel sözcükleri esas almanın gereğine inanıyoruz.” Çünkü bu her davetin kendine has ve bağımsız bir kişilik oluşturmasına ve dejenere olmaktan kurtulmasına yardımcı olur. Kendi terimlerinden vazgeçmeyen ve onlara işlerlik kazandırıp yeni nesillere ulaştıran her hareket, bu sayede aynı zamanda geçmişi ile olan bağını da korumuş olacaktır. Ve kökleri olan bir hareketin bağlılarının kendilerine olan güvenleri de artacaktır.

İçinde bulunduğumuz asırda, müslümanlara önderlik iddiasında bulunanların birçoğunun, İslam’a ait olmayan terimlerle takipçilerine seslendiklerini, bundan dolayı da kendilerini elit olarak gördüklerini müşahede etmekteyiz. Bu hastalık liderlerden takipçilere sirayet ettiğinde, ne dediği halk tarafından anlaşılmayan ve sözleri samimiyetten uzak olan bu insanların hem kendi geçmişleri ile hem de halkla bağları kopmakta, halka inip onu bilinçlendirmesi gereken hareketler halk açısından marjinalleşerek yalnızlaştırılmakta ve kendileri de halkı aşağılayarak ona karşı tavır takınmakta, hal böyle olunca büyük bir potansiyel yok olmaktadır.

Bu hastalığın temelinde çoğu zaman fikirsel bir aşağılık kompleksi yatmaktadır. Zira batı felsefesine eğilim gösterip kendi kaynaklarından uzaklaşanlar, henüz kendi inançlarını dahi tam öğrenmemişken tanıştıkları yeni fikirlere karşı zihinlerinde mücadeleyi kaybetmekte, o fikirlerin üstünlüğünü kabullenenler, ister istemez kendilerinin olmayan aynı terimleri sırf egolarını tatmin için kullanmaktadırlar. Bir mücahide “İslam’ın che gueverası” diyen üniversitedeki arkadaşımıza, “İslam tarihinde bu mücahidi benzetecek birini bulamadın mı?” diye sorduğumuzda bu kompleksin boyutlarına da aşina olmuştuk.

Allame Fadlallah (r.a.) İslami kavram ve terimlerin kullanılmasının zorunluluklarından bahsederken, bunların bazılarının sadece kelime olarak değil içerdikleri anlam bakımından da başka bir kültürde karşılıklarının olmadıklarını, İslamın tarihi süreçte bu kavramlara çok daha geniş anlamlar yüklediğini beyan ederek, bu mevzuya örnek olarak bilmemenin karşıtı olan cehaleti vermiş ve bu kelimenin İslami terminolojide “cahiliye” olarak belli bir anlam kazandığını, sadece basit olarak bilmeme durumunu değil de, kültür, davranış, yönetim ve hayat biçimi olarak İslam’dan uzaklaşılıp inkarcı bir felsefeye saplanılan her dönemde geçerli olan bir terim haline geldiğini belirtmiştir. Yine buna benzer “cihad” kavramının da sadece savaşmayı değil bütün bir hayatı kapsayan bir anlamı haiz olduğunu vurgulamıştır.

Tüm bu sebeplerden dolayı her düşünce ve inanç hem bağımsız kalmak ve hem de kendi toplumunu ve kültürünü inşa etmek için sadece kendine has kavramlara ihtiyaç duymaktadır ve İslam bu anlamda 1400 yıllık mücadele sürecinden dolayı yeterince zengin ve başka hiçbir fikrin peşinden gitmeyecek kadar da köklüdür. Yazımızın başında değindiklerimizle bu kavramlar hakkında yazdıklarımızın sonucu olarak şunları söylemek isteriz ki Öz Muhammedi İslam çizgisine talip olan bizlerin, hem bu yolun önderlerini hem de bu önderlerin fikirlerini bizlere kendileriyle ilettikleri kelime ve kavramları korumalı ve onlara sahip çıkmalıyız. Bizleri bu yoldan uzaklaştırmaya çalışanlara yönelik tavrımızla ilişkili olarak Seyyid Fadlallah’ın (r.a.) “Kuram ve Eylem” kitabının 1. cildinde İmam Cafer’den (a.s.) naklen alıntıladığı Resulullah’ın (s.a.a.) şu hadisi alıntılamak istiyoruz;
“Benden sonra bid’at ve şaibe ehlini gördüğünüzde onlardan beraatinizi ilan edin. Onları sürekli kötü anarak aleyhlerinde konuşun. İslam’da fesad çıkaramayacaklarını anlayıncaya kadar onları iftiracılıkla suçlayın. Halk böylelikle onlara karşı uyanık olacak ve bid’atlerini öğrenmeyecektir. Allah’da (c.c.) yaptığınızdan dolayı size iyilik yazacak ve derecenizi yükseltecektir.”

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv