SİYONİZMİN ASABİYETİ
Bu yazı kez okundu.
19 Nisan 2014 11:32 tarihinde eklendi

Küresel emperyalizm, sömürmek istediği topraklarda bulunan halkları bir bütün olarak karşısına almaktansa, onları parçalayarak küçük gruplara ayırmayı daha sonra da bölünüp küçülmüş ve zayıflamış bu güçlere saldırıp onları kendi köleleri haline getirme tekniğini keşfettiği günden beri, bilhassa “ulusalcılık”(milliyetçilik) ve mezhepçilik gibi iki truva atı oluşturarak halkların içine sızmaya başlamış, onların dertleriyle dertleniyormuş gibi görünüp aralarına tefrika tohumları ekmiş, birini diğerine kötülerken, diğerini de ötekine kötülemeyi ihmal etmemiş ve hatta bunun için her milletin içinde diğer milletleri aşağılayan atasözleri ve deyimler icad etmeyi bile başarmıştır.

Küresel emperyalizm ve onun sermayeyi elde tutan siyonist çevreleri, bu amaçları uğruna sadece İslam ümmetini değil Avrupa’nın mazlum halklarını dahi birbirlerine düşürmeyi amaçlamış ve sebep oldukları onlarca mezhep savaşı, 2 dünya savaşı vb. katliamlarla o halkları kendilerine boyun eğen ve kendi sultalarını kabullenen bilinçsiz kölelere çevirmişlerdir. Bilhassa siyonist gaspçı rejimi kurmak için siyonist olmayan yahudileri bile katletmeleri ve onların kanı üzerinden oluşturdukları mazlumiyet hissiyle insanların kendilerine karşı mahçubiyet duygusuyla yaklaşmalarını sağlamaktan dahi çekinmemeleri bu emperyalistlerin neleri yapabileceklerinin de kanıtıdır. Ama bugün asıl konumuz sürekli ısıtılıp gündeme getirilerek İslam İnkılabı aleyhine kullanılmaya çalışılan ve sadece iftiralara ve dezenformasyonlara dayanan İran Kürtleri meselesidir.

Asırlarca bir arada yaşamış olan ve hiçbir zaman birbirinin milliyetini gündeme getirme gibi bir hataya düşmeyen İslam ümmeti (emevi zalimleri dönemi hariç), küresel emperyalizmin güçlenip,şekillenip kendine sömüreceği topraklar aramaya başladığı son 2-3 yüzyıldan itibaren bu hastalığa düçar olmuş, özellikle emperyalizmin ve büyük şeytanın atası İngiltere’nin çabalarıyla vahdetini bozmuş ve yenilecek küçük lokmalara bölünmüştür. Bir arada iken muazzam bir güç oluşturan ümmetin fertleri, aralarına giren nifağa aldanınca bütün potansiyellerini birbirlerine karşı kullanmış ve böylece zayıflayarak emperyalizmin saldırılarına karşı koyamayacak hale gelmişlerdir.

Küresel emperyalizmin (siyonizmin) İslam ümmeti içinde kullana geldiği en önemli fitne kaynağı mezhepçilik olmakla beraber, ırkçılık ve ulusalcılık illeti de Fransız ihtilalinden sonra çokça gündeme getirilerek siyonizmin emellerine hizmet edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda İmparatorluklar önce küçük devletlere bölünmüş ve her devletçiğin başına siyonizmin bir uşağı yerleştirilmiş, sonra bu devletlerin halkları diğer coğrafyalardaki halklara düşman edilmiş bu da yetmemiş kendi aralarında bile bu halklar ırkların değişik kolları ve aşiretler olarak birbirinden uzaklaştırılmış ve adeta yapboz parçalarına dönüşen ümmetin her bir parçası ayrı bir yere fırlatılarak bir araya gelmeleri engellenmiştir.

Bu sayede kurulan siyonist rejim, çevresini güvene aldığından dolayı Filistin’in mazlum halkına zulümde sınır tanımaz hale gelmiş, ümmetin kalanına güç gösterisi yapmak için kendi uşakları olan arap ülkeleri ile düzenlediği savaş tiyatrolarını habire kazanarak, kartondan bir kaplan resmi çizip kendisine başkaldıran herkese göstermeye başlamış ve büyük şeytanın ve kadim şeytan İngiltere’nin desteği ile cüce iken dev(let)leşmiştir. Tabi bu bölünmüşlük ve uşakların iktidarda olmasından faydalanan siyonizmin hamileri ve siyonist sermaye sahipleri, ümmetin bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmekten ve uşakları olan kralları zevk-u sefa içinde yaşarken, ümmetin sefalet içinde debelenmesine neden olmaktan da geri durmamışlardır.

Bu devran ilk darbeyi Şah’ın yayınladığı “ak” devrim yasalarına karşı İmam Humeyni’nin (r.a.) muhteşem çıkışıyla yaşamış ve daha sonraki süreçte İran halkının topluca katıldığı devrim ile birlikte siyonistler gördükleri rüyadan uyanmaya başlamışlardır. Tam da burada Şah’ın devrim diye nitelendirdiği zillet yasaları ile bizlerin muhatap olduğu “süfyanilerin” sıfatlarının benzerliğine değinmeden geçemeyeceğiz. Umarız sonları da aynı olur diyelim ve konumuza dönelim. İran coğrafyasında kurulan İslam İnkılabının etkisinden korkan siyonistler ve büyük şeytan, kendilerine biat etmiş olan Saddam’ın İslam İnkılabının üzerine salmışlar ve kana hasret bir vahşi olan bu canavar milyonlarca mazlumun kanını içip de gözden düştükten sonra efendileri tarafından ortadan kaldırılmıştır.

İşte İslam İnkılabından itibaren bu inkılabı ortadan kaldırma çarelerini arayan küresel siyonist zulüm çevreleri, kendi uşakları olan Şah’ın mezhebini ve milliyetini sormazken, İnkılabın mezhebini ve milliyetini sorgulamaya bunu bir fitne kaynağı haline getirmeye çalışmışlardır. Bu bağlamda daha önceleri de kendileri ile irtibatları olan Barzani ailesinden, onların İran içindeki uzantılarından faydalanmaya çalışmışlarsa da devrimin ilk yıllarının karışıklığından faydalanarak ortaya çıkan bu küçük çaplı ayaklanmalar bizatihi İnkılaba bağlı kürtler tarafından ortadan kaldırılmıştır. O dönemin bahsi geçen çatışma süreçlerini iyi anlamak için Şehid Mustafa Çamran’ın “Kürdistan Hainleri” kitabına müracat etmek yeterli olacaktır.

Kendilerinin siyonist olduğu yöre halkı tarafından kendilerine takılan “Hayberi” lakabından dolayı zaten belli olan Barzani ailesinin büyük şeytan ve siyonist rejimle işbirlikleri incelenirse, ortadoğuda onların önderliğinde kurulmaya çalışılan “Kürdistan’ın”, aslında İsrail’in yıkılacağını öngördükleri için kendilerine kaynakları olan bir yurt aramaya başlayan siyonistlerin kuracağı “Büyük İsrail” olacağı da anlaşılacaktır. Irak içindeki bütün muhalifleri tek tek yok eden ve onların nefes almalarına dahi müsade etmeyen Saddam’ın, savaş sırasında sırf inkılaptan yana tavır koydukları için Halepçe’de binlerce mazlum kürdü katletmesine rağmen Barzanilere ve Talabani’ye gerçek anlamda dokunmayışı ve ülkesinin kuzeyini onlara tahsis etmesi de meselenin milliyet meselesi olmadığını göstermektedir.

İçinde bulunduğumuz “süfyani sistemin”, güneydoğuda İslam İnkılabından sonra özellikle tavan yaptırdığı zulümlerle halkın İslam ile uyanmasına fırsat vermeden kendi kurduğu işbirlikçi siyonist örgüte katılmalarını sağlama çabaları da, bu coğrafyalardaki oyunun amacını ortaya koymaktadır. Kendi kurduğu İslami (!) ve milliyetçi(!) Kürt(!) örgütlerin büyüyüp boy vermesini sağlarken, elinin altına girmeyen, sisteme gerçekten muhalif olanları yok etmeye çalışan “süfyani sistem”, bugünlerde güneydoğuyu bu milliyetçi(!) örgütün ellerine teslim ederek aslında İsrail’e nefes aldırmaya çalışmakta, bu hedefi doğrultusunda büyük şeytanla işbirliği içinde Suriye’yi de dize getirmeyi istediği halde bunu başaramamaktadır.

Bilhassa bu coğrafyalardaki Kürtleri temsil(!) ettiğini iddia eden ilhadi örgütün, İran Kürdistanı’nda da faaliyet gösterme ve oraları da siyonizmin emelleri uğruna karıştırma çabaları boşa çıkmış, bu örgütün liderleri bir kaç sene önce Kandil’e yapılan operasyonla pes edip adeta tevbe etmişlerdir. Ama İslam İnkılabı’nı bu yolla yıkıma uğratma çabaları sonlanmamış ve türlü medya ortamlarında o kadar çok iftiralar atılmaya başlanmıştır ki, araştırma yapamayan halkın zihninin bunlarla bulandırılması ve İslam İnkılabına olan teveccühün ortadan kalkması amaçlanmıştır.

Halbuki milliyeti(!) ön plana çıkaran bu ilhadi örgütlerin, güya içinde bulunduğumuz “süfyani sistemden” istedikleri bütün haklar ve onların dahi akıllarına gelmeyenler İslam İnkılabı’nın halklarının tümü için geçerli olduğu gibi Kürtler içinde İnkılabın başından beri geçerlidir zaten. Kendi mahkemelerinde kendi fıkıhlarına göre kendi dilleri ile yargılanan Kürtler, kendi okullarında yine kendi dillerinde eğitim veren öğretmenlerce eğitilmekte, hiçbir mezhebi ve milli baskıya uğramamaktadırlar. Kendi milletvekillerini seçen Kürtler mecliste belli oranda temsil hakkına da sahiptirler. Hatta soğuk bölgelerde oturdukları için daha az doğalgaz ve elektrik faturası ödemektedirler. Velhasıl dilleri, mezhepleri, insanlıkları güvence altında olan İslam İnkılabının Kürtleri, İnkılaba bağlı oldukları için bunca yıl zalimlerin oyunlarına gelmemiş ve inkılabın savunucusu olmuşlardır.

İlhadi örgütlerin İnkılapta taban bulamamasının nedeni de budur. Bunun için İnkılabın anayasasına bakmak yeterlidir. İnkılabın anayasasındaki hakları kendilerine İnkılaptan bahsetmeden anlattığımız milliyetçilik(!) hastalığına yakalanmışlar, bu haklara hayran kalmakta ve buralarda böyle haklar olsa hiç kimsenin dağa çıkmayacağını söylemektedirler. Ama bu hakların İnkılabın anayasasında yazılı olduğunu söylediğimiz anda kinle yıkanmış zihinleri ve vicdanları hemen tersine işlemekte ve düşmanlıklarını izhar etmektedirler. Bu düşmanlık o kadar tuhaf iftiralara neden olmaktadır ki aklımız şaşmaktadır. Mesela Facebookta paylaşılan bir fotoğrafta bir İsrail askerinin yakaladığı babasının elbisesine tutunan Filistinli çocuğu, İran askerinin tutukladığı Kürt babanın arkasından ağlayan Kürt çocuğu diye lanse etmişler, bir diğerinde başı açık Pakistanlı bayan askerin kadınlara sopalarla vurmasını, İran’ın kadın polislerinin zulmü diye göstermişlerdir. Bazen’de “İran” adının ırkçılığından dem vuran bu cahil düşmanlara “İran” diye bir milletin bulunmadığını, bu ismin bir coğrafyaya ait olduğunu anlatmak zorunda kalmışızdır.

“Kimin kalbinde hardal tanesi kadar asabiyet (milliyetçilik) varsa, Allah, kıyamet günü onu cahiliye bedevileri ile beraber diriltir”buyuran Resulullah’ın (s.a.a.) ümmeti olarak zalimlerin bu silahını onların ellerinden almalı, “üstünlüğün takvada olduğu”(Hucurat 13) bilinciyle Allah’ın (c.c.) emirlerinin uygulandığı İslam İnkılaplarını el ele verip çoğaltmaya çalışmalıyız. Aksi takdirde isminde milliyetimizin bulunduğu devletçiklerde siyonistlerin kulu kölesi olarak yaşamak zorunda kalırız. Bu bilince bizden daha fazla sahip olan İslam İnkılabının halkları başta Kürtler olmak üzere İnkılaplarına sahip çıkmakta, İmam’ın etrafında pervane olup uçmaktadırlar.İmamımızın Kürdistan’ı ziyaretinde ona teveccüh eden halkla ilgili görüntülere internetten ulaşırsanız Kürtlerin İnkılaba nasıl bağlı olduklarını görebilirsiniz ki, bu görüntüler siyonistlerin uykularını kaçırmaktadırlar. Son olarak şunu belirtelim ki yukarıda söylediklerimizin tümü bütün milletler ve milliyetçi(!) geçinenler için geçerlidir. Bu yüzden mektebe bağlı olduğu iddiasında olup da küfrün oyuncağı olan Türk’ten de, Kürt’ten de, Fars’tan da, Arap’tan da beriyiz.

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv