REHBERİMİZİN, AHİRZAMANIN MUKADDERATINDA ROL OYNAYACAK GENÇLERE MEKTUBU
Bu yazı kez okundu.
27 Ocak 2015 13:10 tarihinde eklendi

REHBERİMİZİN, AHİRZAMANIN MUKADDERATINDA ROL OYNAYACAK GENÇLERE MEKTUBU  -  MUHAMMED NASRULLAH

‘Bismillahirrahmanirrahim,

Avrupa ve Kuzey Amerika’daki tüm gençlere

Fransa’daki son olaylar ve diğer bir kaç batılı ülkede meydana gelen benzeri hadiseler, beni bu alanda sizlerle direkt olarak söyleşiye zorladı. Ben siz gençleri muhatab alıyorum; sizlerin ana ve babalarınızı görmezlikten geldiğim için değil, şu amaçla ki milletinizin ve ülkenizin geleceğini sizlerin ellerinde gördüğüm ve hakikati arama duygusunu kalplerinizde daha canlı ve daha diri olarak gördüğüm için… Ayrıca bu satırlarda politikacılarınıza ve devlet adamlarınıza hitab etmemekteyim; zira şuna inanmaktayım ki onlar bilinçli olarak siyaseti sadakat ve doğruluk çizgisinden ayırmış bulunmaktadırlar.

Sizinle söyleşim İslam üzerine ve İslam hakkında sizlere aktarılan tasvir ve çehre üzerinedir. Yaklaşık yirmi yıldan bu yana -yani takriben Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra- bu büyük dini korkunç bir düşman konumuna yerleştirmek için büyük çabalar harcandı. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki korku ve nefret duygularının kışkırtılarak kullanılması Batı siyasal tarihinde uzun bir geçmişe sahiptir. Ben burada Batılı milletlere şu ana kadar empoze edilen çeşitli korkuları anlatmak istemiyorum. Bizzat kendiniz tarih etrafındaki son eleştirel etüdlere kısa bir bakış atarak Batılı devletlerin dünyadaki başka milletler ve kültürler aleyhindeki sadakatten uzak ve tezvire dayalı davranışlarının nasıl kınandığını yeni tarihi çalışmalarda gözlemleyebilirsiniz.

Avrupa ve Amerika kölelik nedeniyle utanç verici bir tarihe sahip olup, sömürge dönemleri yüzünden başını dik tutamamaktadır ve çeşitli renklerdeki insanlar ve hristiyan olmayan halklar karşısındaki zulümleri nedeniyle utanç duymaktadır. Tarihçileriniz ve araştırmacılarınız, mezheb adı altında katolikler ve protestanlar arasında veya milliyet ve kavmiyet adına birinci ve ikinci dünya savaşlarında tırmanan kan dökümü nedeniyle derin bir utanç yaşamaktadırlar.

Bu utanç duygusu, başlı başına övgüye layık bir durumdur ve benim bu uzun fihristin bir bölümünü yinelemeden güttüğüm hedef de tarihi yargılamak değildir. Ben sizlerin kendi aydınlarınıza şunları sormanızı istemekteyim: Niçin Batıdaki kamu vicdanı daima onlarca yıl ve bazen de bir kaç yüz yıl sonra uyanıp bilinçlenmektedir ? Niçin kamu vicdanının yeniden gözden geçirilmesi için güncel sorunlar yerine uzak geçmişlere dikkat edilmektedir ? Niçin İslam düşüncesi ve kültürü karşısındaki davranış yöntemi gibi önemli bir konuda kamuoyunun bilinçlendirilmesi önlenmektedir ?

Sizler şunu çok iyi bilmektesiniz ki ‘öteki’ karşısında vehimlere dayalı olarak aşağılama, nefret ve korku oluşturmak tüm zalimane çıkar hesaplarının ortak zeminidir. Şimdi ben sizlerin kendinize şu soruyu sormanızı istemekteyim: Niçin korku ve nefret yayma şeklindeki eski siyaset bu kez daha da şiddetli bir biçimde İslam ve müslümanları hedef almıştır ? Niçin günümüz dünyasındaki güç mekanizması İslam tefekkürünü marjinalleştirmek ve infiale sürüklemek peşindedir ? İslam’ın sahip olduğu hangi anlam ve değerler, büyük güçlerin proğramlarına engel olmaktadır ve İslam’ın çarpıtılarak yanlış tanıtılması onların hangi çıkarlarını temin etmektedir ? O halde ben sizlerden İslam aleyhindeki yaygın karalama kampanyasının arkasında ne olduğunu araştırmanızı istemekteyim.

Sizlerden ikinci isteğim ise önyargılar ve menfi propagandalar seli karşısında tepki gösterirken bu din hakkında vasıtasız bir biçimde doğrudan doğruya araştırmalarda bulunmanızdır. Aklı selim, sizleri kendisinden korkutup kaçırttıkları o şeyin en azından nasıl bir mahiyete sahip olduğunu bilmenizi gerektirmektedir. Ben, İslam’a bakış biçimimi ya da başkalarının bu konudaki yaklaşımlarını kabul etmeniz konusunda ısrar etmemekteyim. Ancak şunu belirtmekteyim ki günümüz dünyasındaki bu dinamik ve etkin gerçeklik sizlere bulanık hedeflerle ve düşmancasına tanıtılmamalıdır. Kendilerinin görevlendirdikleri teröristlerin tam bir riyakarlık içinde İslam’ın temsilcileri olarak tanıtılmasına izin vermeyin. İslam’ı, onun asil kaynakları üzerinden araştırınız. İslam’la, Kur’an ve büyük peygamberi (SAV)’in hayatı vasıtasıyla aşina olunuz. Ben burada kendinizin şu ana kadar direkt olarak müslümanların Kur’an’ına müracat edip etmediğinizi sormak istiyorum. İslam peygamberi (SAV)’in ahlaki ve insani öğretisini araştırdınız mı ? Şu ana kadar İslam’ın mesajını medyalar dışında başka kaynaklardan edinme imkanınız oldu mu ? İşbu İslam’ın asırlar boyunca hangi değerler sayesinde nasıl olup da dünyanın en büyük fikri ve ilmi uygarlığını geliştirdiğini ve nice üstün bilginler ve mütefekkirleri yetiştirdiğini kendinize asla sormadınız mı ?

Ben sizlerden hakaret içeren ucuz karalamalarla sizler ve gerçekler arasında duygusal bir set çekilmesine ve tarafsız değerlendirme imkanından yoksun bırakılmanıza izin vermemenizi istemekteyim. İrtibat vasıtalarının coğrafi sınırları kırıp aştığı günümüzde, sizleri yapmacık sahte sınırlar içerisine hapsetmelerine izin vermeyiniz. Her ne kadar hiç kimse tek başına mevcut uçurumları dolduramasa da, her biriniz kendi aydınlanmanız ve çevrenizin aydınlanması için bu uçurumlar üzerine bir düşünce ve insaf köprüsü kurabilirsiniz. Siz gençler ve İslam arasında daha önceden planlanan bu problem her ne kadar acı olsa da sizlerin meraklı ve araştırmacı zihninizde yepyeni soruların oluşmasına katkıda bulunabilir. Bu sorulara cevap bulabilmek için harcayacağınız çabalar, önünüzdeki yeni hakikatlerin keşfi için çok uygun fırsatlar sunmaktadır. Bu yüzden, İslam’ın önyargısız ve sahih olarak anlaşılabilmesi için önünüze çıkan bu fırsatı kaçırmayınız. Belki de hakikat karşısındaki bu sorumluluk duygunuz sayesinde gelecek nesiller Batı ve İslam arasındaki ilişkiler tarihini daha az bir rahatsızlık ve vicdanları daha huzurlu bir biçimde yazma imkanına sahip olabileceklerdir.’

Seyyid Ali Hamenei / 21 Ocak 2015

Rehberimizin gençlere böyle bir mektub yazması öncelikli olarak islama davet sürecinde peygamber efendimizin bir sünnet-i seniyyesini ihya etmek açısından çok manidardır. Bildiğiniz gibi imam Humeyni (ra) de bu sünneti ihya etmiş ve SSCB lideri Gorbaçov’a İslam’a davet mektubu göndermişti.

Mektubda gençlerin muhatab alınmasıda çok önemlidir. Tarih boyunca İslami davete öncelikli olarak kulak verenler ve gönül verenler gençler olmuştur. İmam Humeyni’de gençlerle ilgili olarak Hamd suresinin tefsirinde şöyle buyurmuşlardır:

“Gençler, siz bu yolu daha iyi bulabilirsiniz, bizden geçmiş artık. Gücümüz azalmış bizim. Siz gençler nefsinizi daha kolay arıtabilirsiniz. Melekut alemine yaşlılardan daha yakınsınız. Fesat tohumları sizlerde yeşermemiştir, daha az kök salmıştır. Fesat tohumları, henüz sizde olgunlaşmamıştır. Ama kaldıkça her gün daha da güçlenmektedir. Siz nefsi arıtma işini erteleyip, askıya aldıkça, iş daha da zorlaşmaktadır. Bir yaşlı kendini ıslah etmek istese, bunu yapması çok zor bir iştir . Oysa siz gençler, daha çabuk düzelebilirsiniz.

Binlerce genç düzelmekte, ama bir yaşlı düzelmemektedir. Bu işi yaşlılık günlerinize bırakmayın, gençken yapın, yolunuzu şimdiden seçin, işe şimdiden başlayın. Kendinizi nebilerin öğretisine teslim edin, onlara uyun. Çünkü kaynağınız onlardır. Yola buradan gitmek gerekir. Nebiler yolu göstermişlerdir.”

Yine Üstad Said Nursi insanlığın ve İslam’ın geleceğinde aktif bir rol üstlenecek olan gençlerle ilgili olarak risale-i nurda şöyle bir atıfda bulunmuştur:

“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nûr’un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler vesâireler!.. Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbâlinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennetâsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misâfir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan “Henîen leküm / Ne mutlu size (tebrikler)!” sadâsını işiteceksiniz. “Hatta, misafirlerimizin gölgeleri bile mezartaşımızdan bu sadâyı işitecektir.”

Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada mâziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakîkatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın hakâikını hayal tevehhüm etsinler. Zira ben biliyorum ki, şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.

Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zîrâ asr-ı sâlis-i aşrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sûreten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mâzinin en derin derelerinde olanları câmie dâvet ediyorum.

İşte, ey iki hayatın rûhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Tâ ki, hakîkat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvücsâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!”

Peygamber Efendimizde (sav) ahirzamanda “ kardeşlerim” dediği gençlerin, İslam’a sahabeler den daha fazla sahip çıkacağını ,hizmet edeceğini söylemiş , onları özlediğini ve görmeyi çok istediğini buyurmuşlardır.

 

Bildiğiniz gibi risale-i nurlarda İsa (as) ın ahir zamanda geleceği ve mehdi (as) ye ittiba edeceği ile ilgili rivayetlerin izahında söylendiği gibi isa (as) şahsı manevisini temsil eden hıristiyanlığın tasaffi edeceği ,aslına döneceği ve İslamiyet’e inkılap edeceği bildirilmektedir. Günümüzde mehdi hareketini temsil eden İslam inkılabı ve rehberimiz olduğundan dolayı Avrupa ve Amerika’daki gençlerin gerçek manada uyanışıyla Hristiyanlığın aslını ve islamiyeti öğrenmeleriyle inkılabın başını çektiği öz Muhammedî İslam’a tabi olmalarıyla üstadın bahsettiği izahlar Allahın izniyle ortaya çıkacaktır. Konu ile ilgili risale-i nurdan seçtiğimiz alıntılar aşağıda verilmiştir:

” Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile amel edecek.’ mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat felsefesi) verdiği cereyan-ı küfrîye (inkarcı hareket) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkar) karşı İsevîlik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip) İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa (as), İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.”

“…felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkar) karşı İsevîlik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği,..”

“İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (as)’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyetinin semasından nuzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi (saflaşacak) edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir…”

“…hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir…”

“Ve Kur’an’a iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed (sav)), bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır.”

“…Kur’an’a iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak…”

“…Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak…”

“Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber (karma karışık) eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa (as)’ın din-i hakikîsini İslâmiyet’in hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve “Müslüman İsevîleri” ünvanına lâyık bir cem’iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa (as)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.”

“… Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın din-i hakikîsini İslâmiyet’in hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve ‘Müslüman İsevîleri’ ünvanına lâyık bir cem’iyet…”

“Şahs-ı İsa (as)’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevi’nin hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezcederek (karıştırarak) o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek…”

Yukarıda belirttiğimiz gelişmelerin islam inkılabıyla birlikte başlayan büyük şeytan ve büyük deccal olan amerikaya karşı mazlum halkların uyanışı ile alakalı olduğunu düşünüyoruz ve rehberimizin buradaki gençlere mektubu devam etmekte olan bu uyanış sürecinde atılmış önemli bir adım ve merhaledir

Rehberimizin mektubuna tekrar dönersek mektupta gençlere sadakat ve doğruluğun öneminden bahsedilmekte ve batılı yöneticilerin bunlardan mahrum olduğu belirtilmektedir. Oysa doğruluk İslam’ın özüdür.

Bildiğiniz gibi peygamber efendimiz bir hadisinde İslam’ı bir tek cümle ile bir sahabeye açıklarken şöyle buyurmuştur:

“Ebû Amr Süfyan İbn Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
— Ya Resulallah! Bana İslâm’ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem:
— Allah’a inandım, de, sonra da dosdoğru ol! Buyurdu.”(Kaynak: Müslim, İman, 62; Tirmizî, Zühd, 61; İbn Mâce, Fiten, 12.)

Rehberimiz batılı yöneticilerin gençleri bilerek aldattığını vurgulamaktadır. Zira onlar, İslam’ın gençlerin kalbine nüfuz etmesinden korkmaktadırlar. Bundan dolayıda İslam’ı çeşitli yollarla karalamaktadırlar . Tarih boyunca islam düşmanlarının metodu hep bu olmuştur. Yani yalan ve iftira kampanyalarıyla İslam’ı karalamak. Ancak üstadın da dediği gibi güneş balçıkla sıvanmaz gözünü güneşe kapayan ancak kendisine gece yapar.

Rehberimiz mektubunda gençlerin dikkatini batının kendi tarihine çekmekte ve batının tarihinde  bugün İslam dünyasında yine batının elleri ile oluşturulan kıyımların envai türünün, insan hakları ihlallerinin, katliamların binbir çeşidinin olduğunu gençlere hatırlatmakta ve bunların sahte yüzlerine ve sözlerine kanmamalarını öğütlemektedir. Tarih bunların yaptıkları tüm bu iğrençlikleri kaydetmiştir ve batının alnında kara bir leke olarak durmaktadır. Tarih göstermiştir ki batı insanlık düşmanıdır ve bu düşmanlık bu günde bir çok boyutuyla devam etmektedir. Batının insani bir medeniyeti olmadığından insanlığa medeniyeti bahşeden Allah’a ve peygamberlerine düşmanlıktan hiçbir zaman geri kalmamışlar ve bu gidişle de bunlar insanlık tarafından yok edilerek tarih sahnesinden silinmelerine kadar da geri kalmayacaklardır.

Rehberimiz batılı yöneticilerin halkların İslam la tanışmalarından korktukları için halklarını İslam’a karşı  sürekli bir korku nefret ve aşağılama kampanyasına tabi tuttuklarını belirtmekte ve gençlerin kendilerini dünyada ve ahirette yok oluşa sürükleyen bu küfrün önderlerinin etkisinden kurtarmaları gerektiğini öğütlemektedir.

İslam bütün insanlığa diyalog kapılarını açmakta ve insanları hakka ve hakikate ulaştırmaya çalışmaktadır. “(Resulüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.” (Ali İmran Suresi 3 / 64)

Ve bu çağrıyı yaparken kendini de mutlak doğru olarak dayatmamakta ve insanları araştırmaya ve incelemeye davet etmektedir: “De ki: ‘Sizi göklerden ve yerden kim rızıklandırıyor?’ De ki: ‘Allah! Öyle ise, doğrusu ya biz ya da siz (iki topluluktan biri) gerçekten bir hidâyet üzerinde veya apaçık bir dalâlet içindedir.”(Sebe Suresi 34 / 24)

Rehberimiz gençlerde özellikle karalama kampanyalarına kanmamalarını ve aklı selimi kullanmalarını önermektedir. İslam insanın   aklını kullanmasını akletmesini ,düşünmesini ve sonra bilinçli bir tercih yapmasını istemektedir zira İslam insana hakkı ve batılı açıkça tanıtır sonra zorlamadan bilinçli bir tercih yapmasını ister:

“Dînde zorlama yokdur. Hakıykat, îman ile küfr apaçık meydana çıkmışdır. Artık kim şeytanı tanımayıp da Allaha îman ederse o, muhakkak ki kopması (mümkin) olmayan en sağlam kulpa yapışmışdır. Allah hakkıyle işidici, (her şey’i) kemâliyle bilicidir”(Bakara Suresi 2/ 256)

Rehberimiz islamın insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş yegane din olduğunu ve bundan dolayıda gençlerin islamı batının karalama kampanyalarından değil aslından yani Kuran-ı Kerim’den öğrenmelerini istemektedir. Tarih boyunca din düşmanları İslam’ın iki temel direği olan kitaplara ve peygamberlere saldırmaktan geri durmamışlardır. Küfrün başını çeken batı dünyası bu günde Risaletin temeli olan kitabımıza, peygamberimize saldırmaktan geri durmamaktadırlar. Ancak dini indiren ve onu kıyamete kadar koruyacağını vad eden rabbimiz kitabını her türlü saldırılardan korumuştur. Ve düşmanlık yapanlar her iki dünyada hüsrana uğramışlardır.

İslam bu gün islam inkılabıyla mücessem bir hale gelmiş ve adım adım tüm dünyayı nuruyla doldurmaktadır: “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.”(Tevbe Suresi 9 / 32)

 

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv