GÜLÜN GÜLEBİLDİĞİNİZ KADAR…
Bu yazı kez okundu.
6 Kasım 2015 11:36 tarihinde eklendi

GÜLÜN GÜLEBİLDİĞİNİZ KADAR…

gülün siz gülebildiğiniz kadar...

Bir sırtlan sinsiliğinde kan görünce sırıtan suratlara şahit oluyoruz kaç gündür. Kaç gündür yılanların, akreplerin, çakalların ve tilkilerin ard arda ekranlarda arz-ı endam edip kurban ettikleri için ağıtlar yaktıklarına tanık oluyoruz. Timsahları utandıran gözyaşları dökülüyor yüreği gülenlerin gözlerinden ve en kahpe tuzaklarla susturulmaya çalışılıyor vicdan, görüyoruz. Ateşten yaratılanın evlatları yeryüzünü ateşe vermeye çalışıyor ki secdeler kalksın ortadan ve kibir dağının sahiplerinin evlerinden şen şakrak sesler geliyor bunca mazlumun ahı sineleri yakarken. Haktan uzaklaştırmaya çalışırlarken halktan uzaklaşmayanların yine hakka dönme ihtimalleri korkutuyor hak düşmanlarını. Planlar kuruluyor zulüm üstüne, intikam için yemin ediyor iki ayaklı şeytanlar sütunların ardındaki odalarda. Kana susamış sahiplerinin ihtiyacına binaen kan tedarik etmeye çalışıyor masumların kanını dökerek uşaklığı meslek edinmiş olanlar.

Gecedir ya yaşadığımız, baykuşlar ötüyor durmadan, yarasalar uçuşuyor sürekli. Aslanlar uyurken ahkam kesiyor sırtlanlar, “ak”babalar konacak leşler arıyor doldurmak için doymak bilmez gözlerini. Birbirleriyle ağız dalaşı yapsalarda hepsi aynı familyadan olan vahşi hayvanlar sürüsü yeni avlarının peşine düşüyor korumak için düzenlerini. Farklı sesler aynı nakaratlar ile yankılanıyor insanlığın çölünde, farklı uzunlukta ki dişler saplanıyor masumların kalbine. Zehirler salınıyor en tatlı renklerin ardından zihinlere ve idrakler felç ediliyor yok edilmek için bir daha ki sefere. Acıdan inleyenlerin ah!ları ile huzur buluyor, kaos ile varlıklarını idame ettirenlerin dünyaları. Yeni “yollar” keşfediliyor yeni kölelere ulaşabilmek için. Düşmanlar, düşman üretiyor birbirine dost olanlara ve dostlar birbirine düşman olunca rahat uyuyor düşmanlar saraylarda. Bir debdebedir almış başını gidiyor, baş kaldıranın başını koparmaya niyetli olarak. Korku, üretilmiş bir yem olarak sunuluyor haktan beslenmeyenlerin yüreklerine ve korkaklık zerk edilmeye çalışılıyor damarlara bombalar ile.

Komşunun evini yakanların kendi evlerini (İsrail’i) korumak için el koydukları evleri de ateşe verdikleri bir zamanda sokaklar, zulüm ve haksızlık cirit atsın diye boşaltılmaya çalışılırken temiz kalmış fıtratlardan, “seçin”ler ile kendi alternatiflerini(!) kendileri sunuyor zalimler. Ve kendilerinden olanların her birini başka renge boyayarak pazarlayanların müşteri bulma telaşı da gösteriyor ki bu pazar son pazar. Bu yüzden köreltiliyor gözler, diller susturulmaya çalışılıyor, sesler ulaşmasınlar diye kulaklara tıkanıyor kulaklar ninniler ile. Bu yüzden zemheri bahar diye sunuluyor, güneş (İslam İnkılabı) perde ile engelleniyor girmesin diye evlere. Asıl hedef, hedef saptırıyor ve kurtarmaya çalışıyor yok oluştan kendini, “hısım”larını (Işid’i) suçluyor halkın hasımları. Kin ve nefret tüccarları barıştan dem vuruyor, sürurun cellatları ölen huzura ağlıyor(!).

Ama ne olursa olsun tutamıyor kendini siyonizmin kiralık katilleri ve eserleri ile övünürken sırıtıyorlar yerde yatan cesetlere bakarak. İnsanlıktan yıllar önce istifa etmiş olanların canilikten istifa etmeyeceklerinin en belirgin işareti oluyor kahkaha atmamak için zor tutmaları kendilerini. Ölü yıkayıcılarına duyulacak ihtiyacı açıklarken zaten memleketin planlanmış geleceğini de açıklamış olanların uşakları kısa günün kârını görünce mutluluktan gözyaşları döküyorlar. Kiminin yası(!) bir gün bile sürmüyor ve anma(!) törenlerinde tebrik ediyorlar birbirlerini esfele safilinde sahip oldukları yerleri dikkate alarak. Gıpta ile bakıyorlar birbirlerine daha derine düşmenin yollarını ararken. Peşlerinden sürüklemeye çalıştıklarının canlarına kastettiklerinde yanlarında bulunmayışlarını birbirleriyle giriştikleri ağız dalaşı ile gizlemeye çalışanların maharetiyle sergilenen orta oyunu, “şer”de yarışanların kemalini gösteriyor sahiplerine ve hepsi ayrı ayrı mükafatlandırılıyor dünya sunularak kendilerine.

Gamhaneye dönen memlekette mersiyeleri zalimler okuyor ne hikmetse. Gündüz ağlayanların gece gülüyor yüzleri ve semiriyor nefisleri dökülen onca kandan sonra. On binlerce vahşiyi eğitip donatanların musallat oldukları halka acımalarını zaten beklemiyorduk ama bu kadar pişkin suratlarla muhatap olmak da taşırıyor sabrımızı artık. Bop için gönüllü olan neferlerin kurşunları ya zihinlerimizi ya yüreklerimizi hedef alıyor ve ya yaşarken ölüyoruz ya ölümüz yaşıyor çizilen sınırlar dahilinde. Dünyanın ciğerlerinde hayat bulan tümörün etkisiyle bölünüyor coğrafyalar ellerinde cetvel taşıma yetkisine sahip olanlarca. Bağışıklık sistemi çökertiliyor insanlığın zillet ile. Devasa sarayların odalarından salınıyor nifak ve zulüm kardeş kanıyla besleniyor sürekli. Her birimizi ayrı bir meydanda ayrı ayrı yok ederken hepimizin düşmanları, herbirimizin bir diğerimize sahip çıkmamasını umut ediyorlar. Ya milliyetimizin, ya fikrimizin, ya inancımızın farklılığını bize hatırlatanlar, kendi aralarında güle oynaya hasbihal ederlerken bize katliamları reva görüyorlar yalnızlık diyarında.

Ama nafile. Tükenen sabrımızın biriken kinimizi elinde kılıç olarak savuracağı zamanlar gelip çatıyor. Yatan aslanların uyanışı ile 36 yıldır kurtuluyor beldeler ve nice planlar ve tuzaklar bozuluyor bütün planların ve tuzakların üzerinde güce sahip olanın yardımıyla. Zulmün yaşatmak istediğine darbe üstüne darbe vuruyor mazlumun safında olanlar, şahlar, padişahlar devriliyor. Ebreheler toplasa da fil ordusunu, yalın ayaklı ebabiller çıkıyor karşılarına. Elleri kuruyan Ebu Leheb’lerin hükmettiği Mekke, şehitlerin kanıyla umutlanıyor. Kızıl şafağın muştusu oluyor toprağa düşen her mazlum her coğrafyada. Dini, mezhebi, ırkı önemsenmeden kucaklanınca hak cephesince, her dilden “Lebbeyk” sesleri inletiyor asumanı. Birer birer ve ikişer ikişer kıyam ediyor mazlumlar “andolsun fecre.” Ki ağaran gece, uyanmanın zamanının geldiğini bildiriyor bizlere.

Öyleyse kaderi(!) katliam olanlar da uyanacak bir gün eminiz. Bir gün sokaklarda bomba seslerinden ziyade “kahrolsun” sloganları yükselecek elbet. Ve kahrolacak aslanların uyandığı diyarlarda çakallar. Hangi “oda”ya sığınsalar aranıp bulunacaklar, hangi “gemiciğe” koşsalar batacaklar şatafatları ile. Kinlerin karşılaşmasında hak galip gelecek batıla ve batıl bütün kini ile yok olacak suyun üzerindeki köpük misali. El ele veren mahrumların kıyamı müstekbirlerin kibrini alaşağı ettiğinde bizden görünen katillerimizin de düşecek maskesi. Ve “bu meydan kanlı meydan” türküsüyle kabullendirdikleri katliamları, “kara bir öfke ha kalktı ha kalkıyor, Washinghton’un firavunları mazlumların kanıyla boğuluyor” marşlarıyla zafere çevireceğiz.Doğu da batı da Allah’ın (c.c.) olduğu için ne doğumuzu ne batımızı Allah (c.c.) düşmanlarının danışıklı döğüşlerine kanıp teslim etmeyeceğiz o gün. Sahipleneceğiz bir bütünün bütün parçalarını ve o bütünün içine giren kurtlardan temizleyeceğiz bünyemizi. Ve zafer, akan bunca kanımızın hatırına koşarak gelecek yanıbaşımıza.

Gülün siz ey zalimler! Gülün gülebildiğiniz kadar. Her vahşet daha bir arttırsın neşenizi ve keyfiniz kahyanız olsun, dilediğiniz her cürmü rahatça işlemeniz için. Gülün siz, ağlayanların gözyaşlarında bulurken huzuru. Oynayın tüm oyunlarınızı “kim daha fazla kan dökecek” iddiası üzerine. Dalga geçerken yoksulla, yetimle, evsiz barksızla kahkahalar atın birbiri ardınca. Asırlar süren hak batıl savaşında kimsenin ulaşamadığı noktaya ulaştığınızı düşünerek rahatlayın ve salın tüm iplerinizi meydana. Bizlerin yanında ıslah edici olun, şeytanlarınızla başbaşa kalınca “onlarla alay edicileriz” deyin. Gönlünüzce eğlenin sessizliğin hatırına.

Bizler dirilmek üzereyiz bu arada. Damarlarımızda akan kan hızlanmakta, uyanmaktayız ninnilerden, masallardan usanmışlar olarak. Güneşin sıcaklığıyla zemherinin uyuşukluğu dağılmakta ve gece sırtını dönmek üzere bize. Her zerresi mazlum kanıyla sulanmış olan topraklarda kıyam ağacının dalları uzanmakta evlere doğru. Her ev ümit yetiştirmekte, umut ekmekte bahçesine. Zafer, emek harcanmış bir meyve olarak olgunlaşacağı mevsimi beklemekte ki o mevsim ha geldi ha gelecek.

O halde gülün siz gülebildiğiniz kadar. En son biz güleceğiz ve iyi güleceğiz bir daha ağlamamak için…

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv