“KAN”IN KALDIRMA KUVVETİ…
Bu yazı kez okundu.
6 Kasım 2015 10:59 tarihinde eklendi

“KAN”IN KALDIRMA KUVVETİ…

“Evreka” diyerek bütün çıplaklıkları ile nifak hamamından “kan”ın “kan”dırma kuvvetini keşfedip sokaklara fırlayan süfyaninin ataları, kulağı geçecek boynuz olduğu rivayetlerce bizlere bildirilen habisin saltanatının da hangi temeller üzerine atılması gerektiğini o dönemlerden itibaren ortaya koymuşlar ve döktürdükleri kan ile daha fazla kan döktürmenin kitabını yazmışlardır. Böylece, geçmişlerinin tecrübesinden doyasıya yararlanan süfyani, “kan”ın, bütün hakikatlerin üzerini örtebilecek kırmızı bir perde olduğunun bilinciyle, zulmettiği mazlumları kendi kanlarını kullanarak daha fazla zulme razı hale getirmiştir. Kan ile kan akıtmanın yolunun, kan ile kandırmadan geçtiğini bildiğinden, Allah (c.c.) ile aldatmanın ustası olduğu gibi kan ile göz boyamanın da ustası olduğunu ispatlarcasına, kanını döktüklerini sahiplenip onların kanını almak adına yeni katliamlar için tezgahlar kurmaktan geri durmayan süfyani, mızraklara takılan Kur’andan sonra, ellerde dolaşan kanlı gömleği de saltanatının bekası için sahiplenmiştir.

Süfyani ve çetesi “evlatlarımızı feda etmeye hazırız” türündeki hezeyanlarıyla halkın evlatlarını kendi ilahları için kurban etme niyetlerini deşifre ederlerken, kendi öz necasetlerinin bulaştığı evlatlarını ise bütün dünyevi sıkıntılardan uzak bir hayat sürmeleri için korumaya almışlardır kizamanı geldiğinde halkın yüreğine ve sermayesine bırakılmış olan bu larvalardan çıkan yeni nesil vahşiler ve zalimler görevi devralıp halkı sömürebilsin. Bütün danışıklı döğüşler gibi süfyaninin yazıp yönettiği ve bugünlerde muhatap olduğumuz bu “kan” kırmızısı döğüşünde her iki tarafının başında bulunanların evlatları yukarıda bahsettiğimiz gibi bir korumayla zamanlarının gelmesini beklerken, bu “baş”ların hezeyanlarına kananların çocuklarının akan kanları hakikatlerin önündeki kan kırmızısı perdenin daha da kalınlaşmasına neden olmakta, böylece aslında düşman olmayanlar düşman hale gelirken, düşman gibi duranlar dostluklarını pekiştirmektedirler. Dağ başında(!) ayılara taş çıkartırcasına homurdanıp duranlar ile o ayıları oraya yerleştirenlerin ortak çabası sonucunda kurulan tuzaklara yakalanan vatan evlatlarının feryadları ninni gibi rahatlatırken zalimleri, kanı dökülenlerin ocaklarında yanan ateş kalplere sıçramakta ve o kalpler, bu ateşi yakanı tespit edemezlerse eğer, yanan başka kalplere düşman olmaktadırlar.

“Çok uğraşıp Tanrıyı yendiğini” söyleyen ile kendini ilah edinenin aynı soydan geldiği veya en azından aynı terbiyeden ve eğitimden geçtikleri, sahip oldukları kibir, enaniyet ve megalomani ile, kendilerinden olmadıkları halkları türlü hile ve desise ile temsil(!) makamına ulaşmaları ile ve en önemlisi ise siyonizmin ayakta kalması için tüm halkları ve vatanları feda etme gayretleri ile alenen ortaya çıkmışken, bunların barıştan söz etmeleri ve halklar arasında olmayan bir kavgayı varmış gibi göstermeleri, bu çabalarını ispatlamak içinde “kan”a sığınmaları, bizlere “kan”ın “kan”dırma kuvvetinin hakikaten var olduğunu göstermektedir. Bu öyle bir kuvvettir ki bir anda izan, basiret ve akıl devreden çıkabilmektedir, zalimin zulmüne uğrayanlar mazluma zulm edebilmektedir, kim daha fazla kan dökerse ve daha fazla cana kıyarsa o zafer kazanacakmış gibi düşünülmektedir. Ya da en azından bu fikriyatı savunanların sesleri daha çok çıksın diye zalimlerce zemin hazırlanmaktadır. Çünkü ancak böylece halklar daha önceleri aralarında hiçbir sorun yokken, birbirlerinden akan kanların hesabını soranlar haline gelebileceklerdir. Ve birbirine düşen halkların parçalanan potansiyelleri, dağılan güçleri ve şekillendirilen idrakleri, onların daha rahat idare edilmesini sağlayacaktır.

Yıllarca İslam coğrafyasında bu plan uğruna milyonlarca mazlumun kanı dökülmüş, zalimlerin gönüllü uşaklarının propagandaları ile halklar arasındaki kardeşlik bağı zayıflatılmaya çalışılmış, ümmet bilinci yüreklerden sökülüp yerine “ulus” bilinci yerleştirilsin diye uğraşılmıştır. Bir bütün olarak İslam ümmetinin karşısında duramayanlar, bir parça olan “ulus”u teşvik edince her “ulus”un damarında akan kan kırmızı da olsa her “ulus”un fertleri kendi kanlarını diğerlerinden üstün bilmişler, “diğerleri” diye ötekileştirdiklerinin kanlarının dökülmesinde herhangi bir beis görmemişlerdir. Ama bu bilinci kendilerine aşılayanların bütün farklı renklerine rağmen siyonizmin çatısı altında birleştiklerini ise fark edememişlerdir. Ve sonuç olarak Arap Acem’e, Acem Arab’a, Türk Kürd’e, Kürt Türk’e düşman edilmiştir, en azından edilmek istenmiştir.

Zalimlerin ve özellikle süfyaninin mantığı gereği ne kadar çok kan dökülürse o kan ile kandırmak ve kanı döküleni kontrol etmek o kadar çok kolaylaşacaktır. Bu yüzden yurt içinde veya yurt dışında her fırsatta mazlumu mazluma kırdırtmak, kardeşi kardeşe öldürtmek temel politikadır. Şeytan gibi sağdan soldan yaklaşıp kardeşlerin arasını açmak, kardeşleri birbirine düşman etmek ise her iki kardeşe düşman olanların birinci vazifesidir. Ve “kan” bunun için bulunmaz bir nimettir.

Öyleyse yanmalı memleket, yanmalı dünya, yıkılmalı ocaklar, tar-u mar edilmeli hanümanlar. Ağıtlar yükselmeli her haneden, mezarlıklar dolmalı gençler ile. Kan beyinlere gitmemeli, dökülmeli arza ki kin tohumları yeşersin huzursuzluk toprağında. Nefret “aş”ı kan ile karıştırılmalı ve kimse görmemeli o “aş”ı karıştıran elleri. Kurdun çobanlığındaki sürü olmalı halklar haklarını aradıklarını zannetikleri sırada. Ki her gün yeni bir kurban kesilsin türlü övgülerle aralarında. Kurtların tilkileştiği diyarlarda kurnazlık vahşilikle ittifak kurunca daha çok aksın kan ve daha çok kurdun doysun karnı.

Buraya kadar zamanın çizilen bu resim kısmen doğrudur da aslında. Kan hakikaten “kandırma” kuvvetine sahiptir zalimlerin ellerine düştüğünde. Kan köreltir vicdanları zulm ile işbirliği yaptığında. Kan hakka sırtını döndüğünde, kızıllığı “nar”a dönüşür yakar muhataplarını. Kan, ellerin kirini gizler, yüzlerin çirkinliğini, bürüyünce gözleri. Bu yüzden kan besler zalimleri, hayat verir onlara, nefes aldırır en sıkıştıkları zamanlarda. Kan, iktidarlarının varlık kaynağı olur başkalarından aktığı sürece. Ve kan, can verir can alarak canlı kalmaya çalışanlara.

Ama “kan”nın “kaldırma” kuvveti de vardır. Diriltme kuvvetidir “kan”ın asıl gücü. Kan, atmayan kalplere hayat bahşeder, ölülere ruh üfler. Kan, siler gözlerdeki yaşı ve kan biler sinelerde zulme karşı biriken kini. Kan, büyütür şehadet tohumlarını, kan, yetiştirir yeni şehitleri. Kandırılsa da kan ile halklar, o kan bir süre sonra hak ile çağlar. Yeter ki canını hakka satanların kanı saçılsın semaya, bu kan diğer kanları boğar.

Kan, Kerbelaya çevirir çölleri. Küfrün ve zulmün sıcaklığında kavrulan gönülleri serinletir “heyhat!” ile birleşerek. Serapların azraili olur hakikatin serinliğini sunarak. Kan, İmam olur hakka gönül verenlere ve zillet diyarından hicret ettirir izzetin devletine. Kan, damarlara sığmaz olur çağrılınca hak yoluna ve kan, duranı lanetler “yardımcılarım nerede?” sedasını duydukları halde. Kan, kaldırır yumrukları zalimlerin yüzlerine ve bazen şefkat olur mahrumlar için akarken. Bazen aşılmaz okyanustur dökülürken cennete ki nice “batmaz” denen zulmün iktidarları batar o okyanusun dalgaları arasında. Kan, gölgedir sığınılacak olan. Buluttur vardığı yerlerde umudu yeşerten. Rüzgardır kurumuş bedenleri yeryüzünden süpüren. Kan, dermandır kansızlık hastalarına. Varsa eğer nasipleri korkudan ve çaresizlikten sararmış benizlere renk verir, can verir. Kan, temizler cihanı kana susayanlardan.

Çünkü kan inkılap olur sarsar saltanatları. Yıkılır kan ile en deni alemlerin mütekebbir şahları. Kan akıtmadan kanını bahşedenlerin akan kanları süreyyaya çevirir sokakları ki her köşebaşında canı verene can verenlerin bulunur naaşı. Lal olanlara dil olur haykırırken hakkı, kör olanlara göz olur yakarken karanlığı. Nice “güller solar, hükümran olurken iman” aktıkça kanları. Nice zaferler yüklenir kanıyla boyayanlar meydanları.

Yeter ki kan boşa akmasın, kandıranların yolunda heder olmasın. Yeter ki kanı akıtılanlar kanlarını akıtanların kim olduğunu anlasın ve kanları zalimlerin saraylarını ayakta tutmasın. Kan, tek bir nefreti ve kini beslesin ki yerde olanları kaldırsın, kibriyle yükselenleri devirsin, yere çalsın. Kan mazluma derman olsun zalime ferman olsun. Kan, kan ile beslenenin kursağında diken olsun.

İşte o zaman her damla kan bilinç olup sızacak yüreklere ve o zaman izzet, şeref ve onur dönecek bu beldelere. O zaman yeryüzü kurtulacak sırtındaki yükten ve gerçek sahipleri sahiplenecek hayatı. Halifelerine boyun eğer o zaman yaratılmış olanlar ve isyan sürgün edilir zalimler ile cehenneme. Yeter ki kan “kandıranların” değil, elimizden tutup “kaldıranların” yolunda aksın. Hayat hayat bulur, can bulur, can verir insanlığa…

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv