KELEBEK OL, KASIRGA İÇİN KANAT ÇIRP…
Bu yazı kez okundu.
6 Kasım 2015 11:04 tarihinde eklendi

KELEBEK OL, KASIRGA İÇİN KANAT ÇIRP…

kelebek ol, kasırga için kanat çırp

Küçükler veya kendilerini küçük görenler, büyümek için hiçbir şey yapmadıklarında hep küçük kalırlar. Ve onların küçüklükleri ile büyüklüklerini garanti altına alanların dünyasında, ayaklar altında ezilmeye mahkum olurlar. Ellerinden hiçbir şey gelemeyeceğini düşündükleri için ellerini kendi elleri ile zincire vuranların halk olarak neşv-u nema ettiği coğrafyalarda, bir eli yağda bir eli balda zalimlerin türemesi de bundandır. Dünyalıkların talibi olarak her türlü zulme başvurmayı kendilerinin hakkı bilenlerin karşısında “nasıl olsa elimden bir şey gelmez” diyenler bulundukça, zillet hep özgür olacaktır izzet ise mahpus. Bu yüzden büyük olduklarını, küçük olduklarını kabul ettirdiklerine rahatlıkla kabul ettirmiş olanların diyarında destanların ve efsanelerin özneleri hep insanüstü varlıklardır ki, küçük olanlar büyük işlerle uğraşmak istediklerinde küçüklükleri kendilerine hatırlatılsın ve böyle bir “imkansızlığa” niyet etmesinler.

Bu meyanda ezilmişlerin ruhlarına suni teneffüs yapmak için üretilen “süper kahramanların”, zulmün hükmettiği yerlerde bunca reklamının yapılmasının nedeni de küçüklerin küçük kalmalarını sağlamaktır. Çünkü hayal dünyasında her şeye kadir olduklarını hissedenleri, gerçek hayatta ki kudretsizlikleri çok fazla etkilemeyecek ve deşarj olan ruhları yeni zulümlere hazır hale gelecektir. Böyle memleketlerin, küçük düşünenlerin yetiştirildiği okullarında, büyük adamlar çıkamayacağı için, müfredat her şeyden küçük bir parça içerir. Her şeyden bir parça bilgi sahibi(!) edilenlerin hiçbir şeyi gerçek anlamda bilemeyecek olmalarını garanti altına alan eğitim sistemi ile aslında büyük olanların saltanatı garanti altına alınır ve kendilerini idare edemeyeceklerini düşünenlerin, kendilerini idare edenlere olan bağlılığı pekiştirilir.

Sıtma böyle toplumlarda ölümden daha iyidir ve hiç kimse sağlıklı bir yaşamın hayalini dahi kuramaz haldedir. Zaten sağlıklı olanlar, anormalliğin kanıksandığı bir toplumda sakıncalı görülür ve normaller anormaller diyarının delileri olur. Ağrımasın diye başları boyun eğmeyi öğrenmiş olanların hep küçük kalan zihinleri ve ruhları, kendilerini küçük bırakanlardan ziyade var olan durumlarına itiraz edenlere düşman kesilir ve zulmün hormonuyla büyümüş olanlardan önce, bunlar sorgulayan zihinlere saldırmaya başlarlar. Sefaleti din olarak yudumladıklarından dolayı, çaresizliği fıtrat bilirler ve suskunluk en büyük ibadet olur secdeler ile süslenince. Bu suskunluğu bozan her ses tehdittir bunlar için çünkü kendilerini küçülten dinlerini büyüklerinden öğrenmişlerdir. Öyleyse yaşamalıdır ölüler ve ölmelidir diriler ki “küçük küçüklüğünü bilsin büyük büyüklüğünü”.

Saltanatları ayakta tutan kollarının gücünü keşfedemediklerinden yüzlerine konan sinekleri kovmaktan aciz olanların, yüreklerini temizlemeye de mecalleri yoktur zaten. Bu yüzden işgal altındadır şahsiyetleri her dem ve bu yüzden küçüktür dünyaları. Bir geçim derdidir bütün hayatları ki kıt kanaat geçinsinler diye o da küçük tutulur büyüklerce. Çile çekmek için geldiklerini sanırlar bu dünyaya ve çileye bu kadar aşık olmaları da bundandır. Bunca methiye dizmeleri yoksulluğa ve bunca övmeleri fakirliği de bundandır. “Bırakın servet onların olsun” derler, yağmalanırken hanumanları, zenginlikleri, imanları. “Bırakın faydalansınlar bu dünyadan” derler ahireti ele geçirdikleri zannına kapılarak. Oysa dünyası olmayanın dini olmaz bilmezler. Böylece bu dünyadaki küçüklüklerini kutsarlar diğer dünyada büyüyeceklerini umut ederek. Heyhat ki heyhat! Küçük ölen küçük olarak haşredilir takip edip onayladığı büyüklerin yanında bunu da bilmezler.

Fısıldayan şeytanın her sözünün rıza üzerine olduğunu farkedemezler ki asıl rızasını kazanmaları gerektiğinin emrine uyup kendilerine rıza göstermelerini isteyenlere başkaldırsınlar. Böylece razı ederler zalimleri kendilerinden ama çıkarlar rızanın dergahından. Arzı geniş olanın arzını daraltarak kabullendikleri zillet dolu yaşamın meyvesini nar ile alacak olmalarına karşın avuturlar kendilerini bütün kabullenmişlikleri ile. “Ne yapalım, dünyanın düzeni böyle” diyerek Allah’ın (c.c.) düzenine sırt çevirirler onu red ederek. Pervane gibi dolanırken ampulün etrafında, nura aşık olduklarını zannederler ama ateşe olan aşkları yakar her iki cihanda ocaklarını. Yapabilecekleri halde yapmadıklarından dolayı çekilecekleri sorguda tutulacaktır dilleri ama nafile.

Oysa güçlüdür her yaratılan. Her yaratılan izzet ile ayakta kalabilecek şekilde donanımlıdır fıtrat olarak. Ne küçükler zillet için ne de büyükler kibir için yaratılmamıştır bu alemde. Zulüm, haktan sapanların ürettiği bir kavramdır. Hak geldiğinde batıl gibi yok olacaktır. Hak yok ise ancak varlık bulacaktır. Zalim, güçsüzdür aslında bütün heybetine(!) rağmen. Güçlü olan mazlumdur farkına varabilirse gücünün. Bu yüzden zalimin tüm çabası mazlumun uyanmaması üzerinedir ki saltanatını bu uykunun üzerine kurmuştur. Çaresiz olan zalimdir. Çünkü zulümden başka bir yolu yoktur var olabilmek için ve zalim küçüktür secdeden kıyama kalkan mazlumun karşısında.

O halde yaratılışta var olan gücümüzün farkına varıp adım adım ilerlemeliyiz izzet yolunda. Hiçbir gücün, çaresizlikten daha fazla bizi esir edemeyeceğini idrak ettiğimizde karşımıza çıkacak dağları yıkacaktır attığımız her adım. Biz yeryüzüne halife olarak yaratılmışlarız, saltanatımızı, gasp edenlerin ellerinden almaktır ilk vazifemiz. Kendimizin farkına vardığımızda farkına varacağız bir çok hakikatin ve çevremizi saran çaresizliğin azraili olacağız. Bizim için yaratılmış olan dünyayı bizden olmayanlara bırakmayacağız ellerinden tutup ayaklandırdığımız mazlumlar ile. Uyandığımızda uyandıracağız ninniler diyarının halkını ki uyanıkların düzenleri sarsılsın ve yıkılsın dünya dünyayı sahiplenen kullarının üstüne.

“Nasıl” diye sormayın bize. Bilin ki her adımın bir karşılığı vardır, her hizmetin her çabanın ulaştığı bir menzil olduğu gibi. Küçümsemeden hiçbir gayreti, ellerimizi koyarak taşın altına kaldırmaya hazır beklemeliyiz o ağır yükü. Her söz aralar hakikatin önündeki bir perdeyi, her kelime söker atar zihinlerdeki zilleti. Küçük olduğumuzu bize öğretenlere aldanmadan küçük çabaların büyük sonuçlar doğurabileceğini bilmemiz gerekir ki sonuca odaklanmadan odaklanalım harekete. Hak söz veya eylem hiçbir dönemde boşa gitmemiştir ki bu dönemde boşa gitsin. Değer yüklü olanın değerlidir eylemi. Tesiri çıkacaktır ortaya gelince zamanı ve yeri.

Öyleyse en azından bir kelebek olmalıyız kanat çırpan. Dalga dalga oluşturmalıyız tufanları ve kasırgaları. Değişmeli zillet ile izzetin yeri bizim kanat çırpışımızla. Sönmeli Nemrut’un ateşi, yarılmalı Kızıldeniz, yıkılmalı saraylar, kurumalı göller ve bulutlar toplanmalı çöle dönmüş topraklar üzerinde ki rahmet bizimle ulaşmalı mazlumlara umut yeşerirken o çöllerde. Vahalar büyümeli, küçülürken çöller, seraplar dağılmalı hayaller gerçeğe dönüşürken. Bir kelebek ile bir kasırga kopabiliyorsa milyonların hak sedasıyla kopmalı kıyamet zalimlerin üzerinde bugün veya yarın. Bütün çabamız bu minval üzerine olmalı ve küçümsememeliyiz bu yolda yaptıklarımızı.

Çünkü biz koskoca İnkılabın sahipleriyiz. Tecrübemiz vardır şahlar devirmek üzerine. Olduğumuz yerde huzur yoktur zalimlere ve saraylar yıkılmak üzere kurulur bizim olduğumuz beldelerde. Bir’den başlar kıyamımız ulaşır milyonlara. Büyük olana olan bağlılığımız küçültür gözümüzde büyüklenenleri. Ki ölüm onlar için vardır biz her zaman diri kalmak için yaratılmışız. Kan verdikçe toprağa hem dirilir hem diriltiriz alemi. Öldürmenin değil kan vererek “diriltmenin ustasıyız” biz. Bizi öldürdükçe ölür zalimler ve değişir dünya. Az da olsa adımlarımız ulaşır hedefine, boşa gitmez kalbimizde ki buğz bile. “Bir halt edemeyecek” olanların “çenelerine” saldırır dik duruşumuz ki ellerinden düşer korku ve ümitsizlik silahları. Biz zaferin sahipleriyiz sunmak için zamanın gelmesini bekleyen. Ellerimizde büyür gelecek, kapanırken yenilgiler çağı. Yeniçağın ashabı biziz.

Madem budur hakikat, o halde durmayın ve çırpın kanatlarınızı ki oluşsun kasırgalar ve tar-u mar olsun “şahmaran”ın yuvası…

siyasetmektebi.com

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yap

Namaz Vakitleri
Arşiv